ATEİZM-3

Mehmet Şerif YENİAY
Mehmet Şerif YENİAY
  • 01.03.2022
  • 224 kez okundu

ATEİZM-3

“Meal okudum ateist oldum” bölümüne devam ediyoruz.

Devam edegelen ve devam edecek olan yazılarımda “bizim kaynaklardan” örnekler veriyorum, diyebilirsiniz ki; adam zaten senin kaynaklarına inanmıyor, ne diye oradan örnekler veriyorsun…

Ortada böyle bir tezatlık var zaten, bir ateistin ayetle hadisle ne işi olur ki; adam aylarını yıllarını Kur’an ve İslam Tarihi tenkidine ayırmış. Evet, ben de oyunu kuralına göre oynuyorum, buna itiraz edemezler anormal bir durum yok yani.

Güya, bize bizim kaynakları tanıtmaya çalışıyorlar. Bunu yaparken de karşıdakinin aklını çok hafife alıp: bakın işte bu hataları siz görmüyorsunuz diyorlar. Yoğun takipçisi olan bir iktisatçı eline meal almış bakın buralar çelişiyor diyor. Cevap olarak bir İlahiyat Profesörü: Sen bu tenkit işini ilkokul çocuğu seviyesinde yapıyorsun deyince, ama ben ilahiyatçı değilim ki dedi… Bu durumun da psikolojide bir izahı vardır mutlaka…

Bu bölümü özellikle kısa tutmadım, bu mutlaka konuşulması gereken bir konuydu. Özellikle bunu sırf ateistlere cevap yetiştirme saikiyle de yapmıyorum, ortaya bir bilgi koymaya çalışıyorum, belki aklında soru işareti olan birinin de işine yarar diye.

Bakınız, Kur’an okumada bir usul takip edilmediğinde ve dilden (çeviriden) kaynaklı kavrama sıkıntıları da eklendiğinde kavrama iyice güçleşiyor.

Açık konuşmak gerekirse yirmili yaşlarda elime ilk defa Kur’an Mealini aldığımda o şaşkınlığı ben de yaşadım. Arapça olarak dinlediğinizde o etkileyici tesiri mealde bulamıyorsunuz.Bunun dilden kaynaklanan bir sorun olduğunu anlamak çok uzun sürmedi, Kur’an kavramlarıyla tanışmaya başlayınca taşlar tekrar yerine oturdu.

Hepimiz tecrübe etmişizdir; en acı zamanlarda,en sevdiğimizi kaybettiğimizde, tek bir ses dahi duymak istemediğimizde bizi bir tek sesteskin eder. O ses deKur’an tilavetidir.

İddia şu ki: TürklerArapça Kur’an’ın büyüsüne kapılmış gidiyorlar Türkçesini bilseler bu büyüden kurtulacaklar!

Bu iddiayı açalım öyleyse, ne diyorlar; anlamak büyüyü bozar! Peki, Kur’an’ı ana dilinde okuyup anlayanlar bu büyüden! Kurtulmaları lazım değil mi? Ne kadar Arap varsa ateist olması lazım gelir!

Bence asıl sorunun kaynağı şu; meal okurken Kur’an’ın mantığını bilmeyenler onda olağan üstü şeyler bekliyorlar, sihirli sözcükler vs.

Onlar Kur’an’dan ne bekliyor emin değilim ama bakın Kur’an bizden ne bekliyor?

Daha okumaya başlar başlamaz bir yol haritası çıkıyor:

“Zalikelkitabu la reybefih, hudenlilmuttekin.”

“İşte o Kitap, bunda şüphe yok; müttakiler(korunacaklar) için hidayetin ta kendisi.” (Bakara 2)

Evet, bu Kitap kendisine uyanları, emrine tabi olanları Müttaki yapar, korur, hidayete erdirir… Müttaki geniş bir kavramdır içine medeniyet bile girer. Şimdi konumuz meal olduğuna göre müttaki kelimesinin karşılığına ne yazmak lazım? En yaygın kullanılan kelime “korunmak” ama kelime çok daha geniş anlam içerir.Ayet gelin müttaki olun diyor, olun ki dünya yaşanılır bir dünya olsun diyor, öyleyse bu kavramı nasıl sadece bir kelimeyle ifade edebiliriz?

Protest Ateistler Kur’an’dan cımbızlama ayetler çekip: bakınız, Kur’an nerde bir kâfir varsa boynunu vurun diyor, gibi akıllarınca küçük düşürme gayretleri nafiledir, Kur’an hiç bir masuma kıyın demez,bunların yaptıkları güneşi balçıkla sıvama gayreti…

İnanmayanların Kur’an’dan ne istediklerini bir kenara bırakıp Kur’an bizden ne istiyor birkaç örneklebakalım:

-Ölçüde tartıda hile yapmayın sizi helak ederim(Mutaffifun 1)

-Zorbalık, eşkıyalık, gücü haksız yere kullanmayın sizi helak ederim( Ankebut 29)

-Köle azat edin, yoksulu doyurun (Beled 13)

-Yetime sahip çıkın( Hakka 34)

-Mallarınızda diğer insanların da payı var onları verin(Mearic 24)

-Altını gümüşü biriktirip özel bir burjuvazi sınıf oluşturmayın( Haşr 7)

-Kadınlar erkeklerle aynı hakka sahiptir(Ahzap 35)

-Çocukları sırf cinsiyet farkından dolayı ayırıp “kız çocuklarını öldürmeyin”(Tekvir 8)

-Eşcinsellik yapmayın helak olursunuz(Hud 79)

-Yalan söylemeyin(Kamer 26)

-İçki içmeyin(Maide 90)

-Kumar oynamayın( Bakara 219)

-Domuz eti yemeyin( Maide 3)

-Haksız yere, bir kıtal olmaksızın adam öldürmeyin(Maide 32)

-Söz verince sözünüzü yerine getirin(Maide 1)

-Alın teri olmayan faiz kazancından uzak durun(Bakara 275)

-Dünyada adil ve dürüst olmak için, ölçülü davranış için “Allah’a ve ahiret gününe inanın”(Bakara 62)

-Kapitalin haksız dağılımını önlemek için Zekat verin(Bakara 110)

– İhtiyaçtan fazlasını dağıtın (Bakara 219)

-Anne babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolda kalmışa/yarıda kalmış faaliyetlere ve ellerinizin altında bulunanlara iyilik yapın( Nisa 36)

-Allah’a ibadet ediniz ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın (Nisa 36)

– Yeryüzünde tevazuuyla yürüyün (Furkan 63)

“DÜNYAYI YAŞANILIR KILANLARA ÖZEL BİR ÖDÜL OLARAK CENNET VERİLECEKTİR”

Bakınız birkaç ayet verdim bu örnekler yaşanılır bir dünya için değilse ne içindir peki? Öyleyse Kur’an biz insanlara aksini mi emrediyor. Soruyu daha keskin sorayım: Kur’an öte dünyaya mı müdahale ediyor, yoksa bu Dünyaya mı? Ölüler evinden mi konuşuyor, diriler evinden mi?

…Şimdi Kur’an sözcüklerinin çevirisine dair birkaç örnek verip bu meal kısmını tamamlayalım.

Bir misal; hepimizin malumu olan bir sureden:

“ Velasr”(Asr 1)Asr’aandolsun.

Asr nedir?

Asr, Merhum Elmalılı Hamdi yazıra göre: isim olarak; dehr/zaman, gündüzün iki tarafı, ikindi vakti, insan toplumu aşiret ve yağmur manalarına gelir. Masdar olarak da: Hapsetmek, yasaklamak, suyunu çıkarmak… manalarına gelir, Asr’a bir manadan ziyade tüm manaları yüklemek en doğrusudur der.

Meallerin pek çoğu “zamana yemin olsun ki” der(Diyanet) Bir kısmı da “Asra yemin(kasem) olsun ki der. İçlerinde “çağa yemin olsun ki” diyen de var, “zaman şahit olsun ki” diyen de… Hiç birine yanlış demiyorum onu diyecek kadar “sarf ve nahiv” ilmim yok. Peki, bir kısım mealler “asr” deyip kelimeyi orijinal vermişken bir kısım neden zaman diye mana vermiş. Asır, dilimize yüz yıllık zaman dilimi olarak girmiş bu manada müşterek bir kelime. Asr kelimesi Nebe Suresi 14. ayette “sıkışan şey/öz” demek.

“Ve sıkıştırılmış bulutlardan( Minelmu’sirati) şırıl şırıl akan su indirdik.”

Bu kelimeyi Araplar günlük hayatta kullanırlar. “Asirbürtügal” (portakal suyu). Asr’ın en yaygın manası “zamandır” çünkü başı ve sonu belli olup hızla daralan şey zamandır o sebepten namazın sıkışık vakitlerine de Asr denmiştir. Biz asr’ı zaman olarak bileceğiz kafa karışıklığına gerek yok, bu mana bana yetmez ben biraz daha derinleşmek istiyorum derseniz Asr kendini size açar,işte bu noktada âlimlerden ve müfessirlerden istifade edeceğiz.

Nebe 14’de ki sıkışmayla ortaya çıkan şey nedir, yağmur değil mi. Peki, eskiler yağmura ne diyor rahmet. Asr suresi insan hüsrandadır, şunlar müstesna demiyor mu(rahmete dönüşeni müstesna). O rahmet de imanla birlikte sabr ve salih amel… Elması elmas yapan şey; yüksek ısı ve basınçtır,eğer bu işelmi görmemiş olsa kömürün elmastan hiçbir farkı olmazdı. Bakınız, kömür ile elmas aynı karbon yapısına sahiptir aralarında ki tek fark moleküler yapısı…

Yine Merhum Elmalılı, insan ömrü de asr’dır der, ömür sermayesinin karsız geçen her anı ziyandır demiş. Zaten bu kısa sure insan hayatını bu kadar güzel özetlediği için “Asr suresi Kur’an’ın özüdür denmiş”

Neden bu örneği bu kadar uzattım, en bildiğimiz ve dilimizde de müşterek olan bir kelime bile mutlak olarak çeviriye girmiyor, Kur’an’da zaman manasında kullanılan pek çok kelime var oysa, burada asr diyor, yani ille de sorun olarak görmek gerekmiyor ortaya bir fotoğraf koymaya çalışıyorum, mutlaklaştırmadan bu manalar verilebilir vesselam…

…O nedenle Allah’tan en fazla âlimler haşyet ederler(azamet derecesinde bir saygı) çünkü cahil cesur olur.

“Kulları içinden sadece (gerçeği) bilenler Allah’a haşyet(saygı) duyarlar.” (Fatır 28)

Misal; Haram kelimesine nasıl bir mana vereceksiniz? Haram deyince aklıma ilk gelen şey yasak sözcüğü.Peki, Kur’an bunu nasıl kullanır?

Elbette ilk aklımıza gelen doğrudur: Leş, kan, domuz eti, içki, kumar, cana kıymak, zina…bunlaryasaktır, bakınız Kur’an’da bu kelime türevleriyle birlikte nasıl kullanılır.

-Saygınlık ifadesi bildirir: “Ben, sadece bu beldeye saygınlık(harrameha) veren Rabb’e kul olmakla emrolundum!”(Neml 91) Bu manada; “mescidu’l haram” saygın mescit, “şehrul haram” saygın şehir, “beytül haram” saygın ev, Kabe…

-Engellemek, Dokunulmazlık, ihramlı olmak, mahrum kalmak…gibi manalarda kullanılır….

Bakınız bu kelimelerin etimolojide(kökbilim) ortak bir karşılığı var elbette, konunun basit olmadığını vurgulamaya çalışıyorum…

Yine yukarıda ki ayette geçen “müttaki” kelimesi için çeviride ne yazarsanız yazın karşılamayacaktır, birkaç kelime daha ilave etmek zorunda kalacaksınız.

Diyebilirsiniz ki bu sorun tüm diller için, çeviriler için geçerli, çeviride bu tür aksaklıklar olması normaldir, zaten benim de konuyu getirmek istediğim yer burası, eline meal alıp da: İşte Kelamullah denmemesi için…

Meal okurken ne tür sıkıntılarla karışılacağımız hususu önemli ama bu kadar bilgi yeterli, meramım anlaşıldı sanırım. Bir sonraki soruya geçelim.

“ BU KUR’AN ALLAH SÖZÜ OLABİLİR Mİ”?

“Bu Kur’an Allah sözü olabilir mi” sorusunun arkasında zımni(gizli) soru şudur: Hz Muhammed Peygamber olabilir mi?

Bu beylerin İddialarının bir kısmı, bu Kitabı bizzat Hz Muhammed yazmış, bir kısmı da Prof. Sami Aldeab gibi, bir Yahudi’den almış iddiasıdır. O sebeple bu soruyu Risaletle birlikte ele almak lazım…

Biraz tarihi geri saralım, bin dört yüz yıl kadar, tarihin sıfır noktasına:

Tüm Mekke’nin saygı duyduğu emin bir genç( El Emin) herkesin gözdesi iken, en azından kimsenin incitmeye kıyamayacağı bir insan iken bir anda her ne olduysa tüm toplumun nefretini kazanan birine dönüşüyor. Neden?

Hz Muhammed onları kızdıracak ne söylemiş olabilir?

Onları kızdıran şey Vahyin ta kendisiydi.

Vahiy onları kızdıracak ne söylemiş olabilir?

Öncelikle Mekke Müşriklerinin şirke bulaşmış dahi olsa bir Allah inanıcı vardıKur’an buna müdahale etti. “Eğer onlara: “Gökten su indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra dirilten kimdir?” diye sorsan, kesinlikle “Allah” diyecekler”( Ankebut 63)

İkincisi: Kur’an aristokrasiyemüdahale etti, insanlar arasında sınıf farkı olmadığını bildiren Hz Muhammed tüm ekabirlerin hedefi oldu.

Üçüncüsü: Sermayecileri tehdit etti. Kapitalizmin ana hedefi zengini daha zengin, fakiri de daha fazla fakir yapmaktır, zenginden alıp fakire vermek “küreselcileri” çok kızdırdı…

Niye araya bu konuyu sıkıştırdım? Vahyin ilk atmosferinde ki havayı teneffüs etmek için…

Arapların şiire ve edebiyata düşkünlüğü malumdur. Her ay Ukaz panayırında seçilen kaside ve şiirler Kâbe’nin duvarına asılırdı, onların bu hareketi, değerli olanın en mukaddes yerde sergilenmesi, şiire ve edebiyata verdikleri önemi göstermektedir…

Evet, tarihin bu sıfır noktasında Muhammed(as) diye biri elinde(sözlü) bir takım belgelerle(bilgi) geldi.

Alışılmadık sıra dışı ve edebi bakımdan zengin sözlerdi bunlar. Hz Muhammed bir şair olsaydı şayet, pekâlâ edebiyatta yeni bir tarz geliştirmiştir diyebilirlerdi, oysa Hz Muhammed şair de değildi.

“Hayır, bunlar karmakarışık düşlerdir. Hayır, belki onu uydurdu. Hayır, o bir şairdir.”( Enbiya 5)

“Seni neye benzettiklerine bir bak! Bu yüzden sapkınlaştılar. Artık, bir daha doğru yolu bulamazlar.”(İsra 48)

Mekke müşriklerinde bir şaşkınlık hali olduğu ayetlerden anlaşılıyor. Peki, neden bu günkü protestlerin yaptığı gibi: “bu Allah kelamı olabilir mi” deyip dosyayı kapatmadılar? Çünkü dil eksenli anlayışta ve kavrayışta Mekke ahalisi günümüzdekilerden açık ara öndeydiler.

Bir kısmı bu Kur’an’ı Muhammed(as) yazdı diyor, bir kısmı Yahudi’lerden aşırdı diyor. Hem Muhammed(as) çok zekiydi deyip hemde Kur’an baştan sona tutarsızlıklarla dolu diyenler var. Bunların kendi içinde ki tutarsızlıklarına yüzlerce soru ile mukabele ederiz ama şu an o konuya gelmedik gelince nasıl bir fotoğraf verdiklerini hep beraber göreceğiz.

Mekke Müşrikleri Kur’an karşısında bir şaşkınlık yaşadılar bu şaşkınlığın sebebi eldeki(dilde) metinler sıra dışıydı, bildik manada; “nazım desen nazım değil nesir desen nesir değil”, edebi yönüçok güçlü sıra dışı metinler.

Bu gün eline Kur’an mealini alıp küçümsemeye çalışanların aksine, o gün edebiyatın otorite kalemleri bu hadise karşısında “şapka çıkarmak” zorunda kaldılar, bunun özellikle altını çizerim…Yani o dosya kapanmıştır aslında, tarihe mal olmuştur, şu an yapılmaya çalışılan, müflis tüccar davranışıdır.

Benzer itirazlar o gün de yapılmıştı. Beklenti hep aynı; sihirli sözcükler olağanüstü kelimeler… Peki, öyle olsaydı ne olacaktı:

“Biz, onu yabancı bir dille “Kur’an” yapsaydık, mutlaka: “O’nun ayetleri açıklanmalı değil miydi?” derlerdi. Yabancı dilde bir Kur’ana Arap muhatap, hiç olur mu? De ki: “Kur’an, inananlar için bir yol gösterici ve bir şifadır.” Ve inanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır. Ve Kur’an, onlara kapalıdır. Onlara sanki uzak bir yerden seslenilmektedir.”(Fussilet 44)

Mantık aynı olunca beklenti de aynı oluyor:

“De ki: “Eğer yeryüzünün sakinleri melekler olsaydı, elbette onlara gökten resul olarak bir melek gönderirdik.”(İsra 95)

Kur’an deyince ne anlıyoruz?

Yusuf ile Züleyha hikâyesinin Kur’an’da ne işi var diye soruyorlar. Elbette ki bir sebebi var.

Kur’an’da neler var?

Kur’an’da “darb-ı mesel” denen yeryüzü hikâyeleri, geçmiş kavim ve Peygamber kıssaları…

Vaaz, nasihat içerikli ayetler… Emir ve nehiy içeren ayetler… Bir de durum bildiren ayetler var.

Bu Kur’an’ın bir de tarihi arka planı var, tarihsel demiyorum lütfen dikkat:

“Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitti.” (mücadele 1)

Ayette görüldüğü üzere bir şey yaşanmış ki ayet inmiş, Allah hepimizin konuşmalarını işitiyor, Kur’an hakkında bu kadar rahat konuşanların cesaretininsebebi:“gök kapılarının susmuş olmasındandır”:

“Münafıklar, kendileri hakkında kalplerinde olanı haber verecek bir surenin indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: “Alay edin bakalım! Kuşkusuz Allah, çekindiğiniz şeyi açığa çıkaracaktır.” (Tevbe 64)

Evet, Kur’an ne tarihten bağımsız, ne de tarihe mahkûm bir kitaptır. Efendim bazı ilahiyatçıların iddia ettiği gibi bu Kur’an tarihseldir, tarihte kalmıştır iddiaları asılsızdır çünkü Hz Muhammet’e inen vahyin hatırı sayılır kısmı tırnak içinde tarihsel değil miydi? Geçin bu iddiaları Kur’an her harfiyle yaşayan bir kitaptır.

Kur’an Allah Kelamı mıdır sorusunu ciddi ciddi cevap vermeyi eziklik sayarım çünkü muhatabın soruş gayesi malumdur. Hangi hacimli kitabı beş yaşında ki bir çocuğa ezberletebilirsiniz, oysa on binlerce çocuk hafız var, neyse o konuya girmeyeceğim, gelecek bölümde değineceğim AtesitProf Sami’nin böyle bir sorusu var, bakınız bay prof alay ettiği Kur’an karşısında ne duruma düşüyor.

Kur’an üzerine yapılan en çok eleştiriler kıssalarda geçen doğaüstü olaylardır.

Efendim, Musa Kızıl Denizi nasıl yarmış?

Şu kadarını söyleyeyim, kıssalarda geçen hadiselerin tevilini yapan âlimler de var olduğu gibi kabul eden âlimler de. Kur’an’ın hiçbir kula “günde beş vakit kızıl denizi yaracaksın” diye bir emri yok, yani üzerine bir vecibe doğurmuyor. Diğer tüm kıssalarda ispat gibi bir vecibemiz de yok, bir açık kapı bırakarak diyorum ki; zaman bazı bilgilerinizi değiştirebilir. Nasıl yani?

“yakıtı insanlar ve taşlar olan” (Bakara 24) dendiğinde sen geçmişte yaşasaydın taş yanar mı derdin bu gün yaşasaydın, olabilir mümkündür derdin, gelecekte yaşasan, yanmayan taş mı olur dersin… Bu kabullerin hiç birisi sana bir vecibe doğurmuyor ama “yaşanılır bir dünya inşa etmek her kul üzerine bir ödevdir”

“Öz” olan Asr suresinin dediği gibi: salih ameli(faydalı işleri) olmayan hayat boştur, ha buradan adamı sorguya çekerler işte… Kalın sağlıcakla.

(Bu bölümü burada bitirelim haftaya diğer sorularla devam edelim inş.)

Mehmet Şerif

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
hack 2018 cpanel alma cavdar59 sunucu root işlemi portsuz backconnect olma litespeed c1 bypass method cavdar599 litespeed config okuma cavdar59 hacklink shell script