DEM

Mehmet Şerif YENİAY
Mehmet Şerif YENİAY
  • 14.02.2017
  • 1.405 kez okundu

Dem; Arapça ve Osmanlıcada kan manasına gelir, damar ise özelde bu akışkan mai’nin dolaştığı kanal, genelde ise besleme yolları ve kanalları manasına gelir. Dem deyince akla ilk olarak çay gelir. Burada lügat manası olan “kan rengi” kastedilir (Çaycıçayın reklamını yaparken öyle bağırır; tavşan kanı çaylar…) ama dem de asıl vurgu renginden ziyade o rengi alıncaya kadar ki geçen zamanadır. Yani dem; zaman, kıvam ve semeresi olgunluk olanbir yaşanmışlığın adıdır…

Fikirler de öyledir aslında, onların da demlenmeye ihtiyacı var, bununda kıvamı “zamandır”. Harlı ateş her ne kadar demlenmeyi hızlandırmış gibi görünse de zamandan çaldığından çiğ tadı verir…

Meramımı anlattığımı zannettiğim bu girizgâhtan sonra, asıl konumuza gelgelelim.Bir önceki yazıda hümanizma= batı gibi yanlış anlaşılacak bir ifade kullandım. Yanlışlık hümanizmi savunacağımızdan değil, hakkını vermek adına. Batının yaptığı cürümlerin kaynağı doğrudan ideolojiler değildir. Ecnebi devletlerden hümanist yaklaşan bir fiil, amel göremedik. ÖzellikleO “siyasal erk”; yeryüzünde kirli bir oyun tezgâhlayacağı zaman hümanist söylemlere sığınır. Her gittikleri yere demokrasi(ne demekse) eşitlik, hak, hukuk, adalet ve insancıl maksatlarla geldiklerini söylerler. Maalesef devletler hukuku pragmatisttir (çıkar esaslı, münafıkça).Keşke iddialarında biraz samimi olsalardı. Fildişi gibi devletler dört tane mülteci siyasi sığınma isteyecek diye ödleri kopuyor.

Bu konuya müdahil olmamızın sebebi birazdan aşağıda değineceğimiz husus.

Peki, batı kirli oyunlarınatezgâh olarak ya da başı sıkışınca can simidi olarak kullandığı hümanizma, kendileri için gerçekten bir kurtuluş ümidi olabilir mi?

Hümanizmin temel dayanağı, yaşamın merkezinde “tanrı” değil “hüman”(insan) vardır, iddiası. Her şey insan için, Bu iddiaya göre; “erdem” diye tarif ettiğimiz pek çok güzelliğide içinde barındırır!…

Richard Dawkins: “Bilim gerçekliğin şiiridir…Bilim gerçekten muhteşemdir, evrenin ne kadar harika olduğunu gözler önüne serer. … Nereden geliyoruz, neden varız, nereye gidiyoruz… Eğer ölümle ilgili ürkütücü bir şey varsa bu sonsuzluk fikridir. Bir şeyinsürekli, sürekli devam ettiği düşüncesi… Bu ürkütücü bir fikir” dir, der.

Bakınız; özünde iyi, güzel olan ne varsa bu savunulması gereken bir şeydir. Ancak yol menzile ulaşmıyorsa, bizi bir yere götürmüyorsa o yolun sıhhati tartışılır. Bir tarafta “Şaria” (otoban) diğer tarafta çıkmaz sokak. Elbette çıkmaz sokak da sakinleri için bir yoldur, ancak hepsi bu. O sakinlerin dışında kimseye niye bu yolu kullanmıyorsun diye soramazsınız çünkü onun yol olduğuiddiası  tartışmalıdır, hele otoban asla…

Dawkins; “eğer ölümle ilgili ürkütücü bir şey varsa bu sonsuzluk fikridir” dedi. Bize göre; asıl ürkütücü olansa “ahir” sonun başlangıcının olmadığı düşüncesidir. Öncelikle iyi niyetli! “human” yoldan çıkarsa ya da yanlış yaparsa bunu kim düzeltecek ya daona kim dur diyecek, sonra “ahir” yoksa dünyada ki bu kadar zulmün hesabı nasıl görülecek. Mesela o “sahilde uyuyan çocuğu” maçın ikinci yarısında kim uyandıracak… Cennette babasına kavuşacağını söyleyip teselli bulan çocuğa kim ne söyleyecek… Sonra, ertelenmiş ve yarım kalmış davalarımızı kim karara bağlayacak…

Peki, şu soru kısır değil midir; “yaşamın kaynağında insan mı var, tanrı mı” Bir şeye iki seçenek sunuyorsanız, bu iki şey arsında ya denklik ya da rekabet var demektir. Rekabet de ancak denkler arasında olabilir, meselen;“bu güreşi fil mi kazanacak karınca mı” suali bile karıncanın file rakip olduğu anlamına gelir…

Görüldüğü gibi insan-tanrı kıyası saçma bir kıyastır. Bu saçma sorudan kaynaklı  algı ancak yunan mitolojisinde ve muharrif(bozulmuş) dinlerde olduğu gibi sürekli insanla rekabet halinde olan, savaşan “insan biçimcil tanrı”(antropomorfi) algısından kaynaklanıyor.

Bakınız;

“artık sana Yakup değil, İsrail (tanrıyla güreşen) denecek. Çünkü sen, Tanrı ile ve insanlarla güreşip yendin!” der. (Tevrat –Tekvin 32/22-32)

Yakup tanrıyla güreşip tanrıyı yenmiş ve İsrail adını almış…

Yunan mitolojisinde tanrılar ateşi kullardan esirgiyordu, iyi!bir Tanrı,Prometheus (tanrı mı kul mu bilemedim) ateşi çaldıvediğer tanrılar bu işe çok kızdı ve Prometheus’un ciğerini akbabalara yedirdi…

Yarı insan yarı tanrı, insan mı tanrı mı belli değil, ama belli ki bu işe bir hain insan eli değmiş… Bu düşüncenin mitoloji de kaldığını düşünüyorsanız yanılırsınız…

Mesela şu  “yarım elma” tanrıdan çalınan bilgi hırsızlığının sembolü…

Evet, “İdeoloji” çıkmaz sokaktır dedik, çıkmaz sokak olmasının sebebi insanlığın önüne devamlı yanan bir meşale koyamamasıdır. Şimşek çok güçlü bir ışıktır ancak ışığında çok az bir yol alabilirsiniz (Kuran ifadesidir) O nedenle karanlığa; zulumat, aydınılığaise ; nur denmiştir. Bu ifadeler yol manasındadır, zulumat yol bilmezliktir.

Biz biliyoruz ki hümanizmin rakibi İslam değildir çünkü onlar henüz İslam’la tanışmadılar ve iddialarının İslam’da karşılığı yok. Doğan her “ideolojiyi” ve “izm’leri” çıkış sebep-kaynağında değerlendirmeliyizbunların çıkış sebebi daha insancıl yaşanılabilir bir dünya düzeni kurmak iddiasıdır. Cennetten parsel satıp din istismar eden Ruhbanlara karşı ya da “tanrıyı kızdırıp kıyamete zorlayan”  evangelist devlet başkanlarına karşı… adamın; senin sanal cennetinden vaz geçtim ben dünyayı adam gibi yaşamak istiyorum demesinden daha doğal ne olabilir ki.

 

Peki, bize göre yaşamın merkezinde “insan” mı var? Hayır,insan yok,her şey insan için değil. Canı olan her şeyin yaşamın merkezinde olmaya hakkı var(hatta cansız zannettiğimiz canlıların da). Zulmün tarifi şöyle yapılır. Zülüm; eşyayı asli yerinden ayırmaktır, denir. Bu müthiş bir bakış açısıdır ancak anlatılamadı ve yaşanamadı…Şu kadarını söylemeliyim ki din ahireti imar etmek için gelmedi, bizim böyle bir mükellefiyetimiz yok. Din dünyayı imar için geldi. Ne ki iyidir güzeldir o İslam’dandır. Din özünde güzellik olan hiçbir gelene-ğe müdahale etmedi. İnsanlığın hayrına olan her şeyi “kutsadı”.Kim bir hayır yolu açarsa dünya durdukça kazanç kapısıdır dedi. İki vurguyu sürekli yineledi: “Ayakta duran insan ve ayakta duran toplum”  (ikame).  Ve “İmanın en küçüğü yoldan(insanlığın yolundan) bir engeli kaldırmaktır”(Kutlu Nebi) dedi…

Bakınız insan- tanrı rekabet algısının, tam tersine Allah insana yapılan “hasene”(iyilik) i zatına yapılmış kabul ediyor.

“Kimdir Allah’a güzel bir borç verecek o kimse ki, Allah da o borcu kendisine kat kat ödesin. (Rızkı) Allah daraltır ve genişletir. Ancak O’na döndürüleceksiniz. 2/245

İnsana iyiliğin karşılığı neymiş…

Böyle bir müthiş ifadeyi hiçbir dinde göremezsiniz. Yaptığınız insana/yaşama dair tüm harcamalarınız (Garzan Hasene) ilahi teminat altında, bu güvene de iman denir…

Şimdi söyler misiniz hayatın merkezinde insan (human) mı var yoksa yaratıcı(onların ifadesiyle tanrı ) mı var. Yaratıcı “dalel”de olan insana yol mu gösteriyor yoksa önüne engel mi koyuyor.

“… Size verildiğinde, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki, Allah zengindir, övgüye layıktır.” 2/267

Sadaka verirken bile kaliteye vurgu var ve bu “kalite” teminat altındadır.Burada ki “kalite” iktisatçıların ezberini bozacak bir ifade…

İşte “Dem” bu.

Demli bir yaşam temennisiyle…

Mehmet Şerif Yeniay

(Not: “sahilde uyuyan çocuk” ifadesi sevgili şairimiz Bülent Parlak’a aittir.)

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. Hamit fırtına diyor ki:

    Mehmet şerif bey yüreğinize sağlık çok güzel bir çalışma olmuş. Yazılarınızın devamını sabırsızlıkla bekliyor olacağız saygılar

    1. Mehmet Şerif Yeniay diyor ki:

      İnşaallah Hamit kardeşim.

YORUM YAZ
hack 2018 cpanel alma cavdar59 sunucu root işlemi portsuz backconnect olma litespeed c1 bypass method cavdar599 litespeed config okuma cavdar59 hacklink shell script