HASBİ HAL- 2

Mehmet Şerif YENİAY
Mehmet Şerif YENİAY
  • 28.12.2019
  • 461 kez okundu

msyeniay

 

HASBİ HAL- 2

Bir süredir bu köşeden bir şeyler yazmaya çalışıyorum, yazılacak, konuşulacak pek çok konu varken neden konuları sınırlı tuttuğumu merak edebilirsiniz. Bu, diğer konuları umursamadığımız anlamına gelmez, bilakis yaşama dair her şey bizi ilgilendirir, ilgilendirmeli de, Şairin dediği gibi:

“her şey ben yaşarken oldu”

Her şey biz yaşarken oluyor işte, hiçbir şekilde akışına müdahil olamadığımız, ya da olamayacağımıza inandırıldığımız, bir dış dünyamız var ve orada hakikaten gündem çok yoğun, öyle yoğun ki; insana “boğulacakmış hissi” veriyor. Gözümüzü kapatıyor, kulağımızı tıkıyor, kendimizi kandırmaya çalışıyoruz fakat onudahi beceremiyoruz, becerebilsek bir nebze sanal mutluluk yaşayacağız belki, şu hayatta en zor şeylerden biri de insanın kendini kandırmaya çalışması olmalı…

Misalen;gündem olarak tarihi seçmek, onu konuşmak, tırnak içinde zevklidir. Tarih insana sorumluluk yüklemez, tabi ki orada da acılar, dramlar,zülümatlar yaşanır, hatta onlarla beraber üzülür ve seviniriz de, ancak tüm bunları “tribünden seyreder” gibi okuruz.

Tarih okumak ve konuşmak insanı germez çünkü siz tarihin müdahili değilsiniz, bu nedenlehadiseler birinci dereceden canınızı yakmaz,o sebepledir ki İnsan, tarihi konuşurken “üst perdeden” konuşur…

Güncele dair konuşmamak bir tür kaçış gibi de gelebilir, yok bu bir kaçış değil; “an”ın verdiği yükün de farkında olarak daha verimli olacağına inandığım bir sahadan yazmak istiyorum, zaten son zamanlarda ki yazıların içine bir miktar serpiştirilmiş durumda…

Yazı yazma zaman aralığını biraz daha sıklaştırıp hem sizin hem de benim daha fazla istifade edebileceğimiz bir alana kaydırmak istiyorum.

Bu çalışmanın bir “dost meclisinde” olduğunu bildiğimden rahat davranıyorum yoksa bir uzmanlık alanım yok. Söz sırası gelmişken uzmanlık alanı olan arkadaşları da buradan yazı yazmaya davet ediyorum, sayının artması ciddi bir zenginlik olur…

Sözü daha fazla dolandırmadan meseleye geleyim.

Maneviyat ve inanç dünyamıza doğru biraz daha eğilmek, faydamıza olacağını tahmin ettiğimiz hatta çoğunlukla konuşmaktan çekinip sümen altı ettiğimiz konulara değinmek istiyorum.

Az çok muhabbetimiz olan arkadaşlar takdir eder ki, ne vaaz etmek ne de klasik ilmihal bilgileriyle vaktinizi almak istemem. Bunu yaparken de; ne hacı ne hoca hüviyetiyle değil de asgari seviyede bir Müslüman olma gayreti taşıyan biri olarak yapacağıminş.

Bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir zamanda farklı olarak ne söylenebilir ki denebilir.

Buna farklılık demeyelim, farkındalık diyelim. Farklılık ile farkındalık aynı şeyler değildir, farklılık ayrıcalıklı olmaktır. Doğuştan fiziki olarak; tırnak içinde üstün olmak veya çok zeki doğmak farklılıktır var olan potansiyeli kullanmak farkındalıktır o nedenle farkındalığa ulaşmada insanlar eşit mesafededir.

İlgilendiğim konunun istismar ve zaafiyete açık olduğunun farkındayım, “bilginin negatifliği” gereği olumsuz bir hava var ancak biz biliyoruz ki; olumsuz örnek “örneklik” teşkil edemez. Eder veya edemez, sonuca baktığımızda bu algı üzerinden bir savrulma var. Buna ifrat ve tefrit(iki uç) dediyebilirsiniz.Avuçta ki kuş misali; ya sıkarak öldürüyor ya da ellerinden kayıp uçmasına müsaade edecek kadar değersizleştiriyor…

 

Bir yol ayırımında olduğumuzu düşünüyorum. Aslında bu gelenek ve modernitenin kavgası. Bu kavga/yüzleşme yaşanmak zorunda, buna “fitne” de diyebilirsiniz. Bakınız, bir Kur’an kavramı olarak fitne:

“madeni ateşte eriterek cürufundan(posa) ayıklama işlemidir”.

Asıl olan “öz”dür, o evrenseldir, zaman onu eskitemez dolayısıyla gelenek ve modernitenin hesaplaşması bizim için bir dezavantaj değildir, can yakıcı mı, evet can yakıcı, can sıkıcı mı, evet can sıkıcı. Fitne ateşi yakıcı olmak zorunda yoksa o saf öze ulaşılamaz.

İslam dünyası, (böyle bir dünya yok, oturmuş bir kavram olduğu için onu kullanıyorum) hızla kan kaybediyor, özellikle son on yılda deist düşünce hızla yayılmakta, “geçmişle” hesaplaşma bir hız kazanmış durumda.

… Bunları konuşacağız, nerede hata yapıyoruz, sorunun kaynağı ne. Bu bir doğal süreç mi…Yukarıda ki tarih örneğinde olduğu gibi olaylara tribünden değil de, yaşamın içinden, empati yaparak bakacağız. Ortada bir “araz” varsa bu arazı hazırlayan “sebep” te vardır.

Bu yazıların kolay olmayacağının farkındayım çünkü hassas konular, mesele sözün doğru veya yanlış olması değil, kabuller, geri beslenme, kültür, hakim kültür…bir çok etmen var, tüm bunların yanında bir iddiada bulunurken; insanız, hata yapma ihtimalimiz oldukça fazla ancak Müslümanın düsturu şu olmalı:

“Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir.” (Zümer 18)

Gayet bizden, Tevfik Allah’tan.

 

 

Mehmet Şerif Yeniay

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
hack 2018 cpanel alma cavdar59 sunucu root işlemi portsuz backconnect olma litespeed c1 bypass method cavdar599 litespeed config okuma cavdar59 hacklink shell script