İNSANIN KUMAŞI TEMİZDİR

Mehmet Şerif YENİAY
Mehmet Şerif YENİAY
  • 17.07.2019
  • 326 kez okundu

msyeniay

İNSANIN KUMAŞI TEMİZDİR

Terim olarak “Adam”, insanlığın ortak kavramıdır. Kelimeninaslı “Âdemdir”. Adem, yazılışta küçük nüanslar dışında farklı dillerdebenzer kelimelerle ifade edilir. Adam(Türkçe), Âdem(Arapça), Adama(İbranice)Edım, Edmunt …

Bu kavram pek çok dilde toprak ile de ilişkilendirilir, Adem-toprak , LatinceHumanus-toprağa ait, humus ise toprak manasında, homo, homin ise toprağa ait…(Kaynak/Nişanyan)bu manada değişik dillerde adem(adam) ile toprak arasında bir bağ kurulmuş yine Arapçada bu kelime varlık ve yokluk manasında kullanılmış, Adem, Ademi. Âdem hem varlığın hem de yokluğun ortak ismidir, ontolojik olarak varlığı ifade ederken kaçınılmaz son itibariyle de yokluğu, faniliği ifade eder.

Âdem toprak benzetmesini niye yaptığımı yazının sonuna bırakıyorum…

…Tüm canlılar varlık olarak bir “misyon” taşırlar.Etrafımızdaki canlı familyaları dikkatli incelediğimizde her birinin kendine has bir karakter özelliğinin olduğunu fark ederiz. Kedi gillerin bir ferdi olan kedi, diğer yabani kedi türlerinin aksine insan dostudur, köpek sadıktır, kuş özgürlüğüne düşkün,yılan sürüngen, tırtıl obur, karıca azimli…Peki İnsan?

Bu manada insan için yapabileceğimiz bir tabir var mıdır?

Tabiatta ki tüm varlıkları incelediğimizde her birinin mükemmel bir görev elçisi olduklarını görürüz.

Bu manada insan “misyonlu” bir varlık mıdır, gayesiz bir varlık olmayacağına göre, öyleyse insanın misyonu nedir?

Arının kendi içinde pek çok türü var ancak Nahl (bal arısı) ‘ın yaptıklarına bakarak diyebiliriz ki bu küçük kanatlı canlı şifalı bir mai üretiyor. Yani bir canlının veya varlığın görevini, ne yaptığı veya neye yaradığı ile değerlendiririz.

İnanırız ki yeryüzünde “hikmet dışı bir varlık” yoktur, şayet var olduğunu düşünüyorsak bu da bir yanılgıdır, hakikat ise; biz onun künhüne vakıf olamadığımızdır.

Ali Şeriati’nin Mars okumaları tabirini sık kullandığımın farkındayım ancak hoşuma giden bir örnek. Şayet insanı hiç tanımamış olsaydık yukarıdan Mars okumalarıyla bu varlığa bir misyon biçecek olsaydık onu nasıl tarif ederdik. Diğer canlıları faal-icra ile değerlendirmiştik, insanın da yaptıklarına bakarak evet bunun da görevi budur diyebilir miyiz?

…İnsanlık tarihinin hatırı sayılır bir kısmı birbirini yemeyle geçmiştir. Batılılar buna “homo hominulupus”(insan insanın kurdudur) demişler, bu bir dünya görüşüdür, batının dünya görüşü, (batının da değil batının üst aklın görüşü. Batı derken belki yanlış anlaşılıyor olabilir, batı ya da beyaz adam ismi zülüm ile o kadar müsemma olmuş ki o nedenle batıyı hep tırnak içi bir ifade olarak kullanırız, ezilen halkların doğusu batısı ve dini olmaz, “müstez’af”(yeryüzünün ezilen halkları) her yerde müstez’aftır) o nedenle yeryüzünün tüm çocuklarını yeseler doymazlar, o nedenle batının gözünde kıymeti harbiyesi olan her şey doğulunun yenilmesi için geçer sebeptir, oysa bizim hayal ettiğimiz dünya(reel olan değil) bunun tam aksiydi, yani öyle olmalı…

…Öyleyse İnsan, meleklerin dediği gibi varlık sebebi sırf kan dökmek ve yeryüzünü fesada vermek üzere yaratılmış bir varlık mıdır?

Melekler “…orada fesat çıkaracak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Dediler”(Bakara 30)

Adem (adam) yaratılıp ona donanım(misyon) yüklendikten sonra tüm melekler bu mükemmel “varlık” ı tanıdılar ve bu hakikat karşısında secdeye kapandılar…

Öyleyse bu geldiğimiz nokta itibariyle insanlık halimizin ilmi nedir?

Mars okumalarıyla icrasına bakarak insanı tanımaya çalıştık, görünen manzara ve sonuç olumsuz. Ontolojik varlık olarak insan, genetik kodları ile iyiliğe meyyaldir, biz buna fıtrat deriz. Hadis-i Şerifte buyrulduğu gibi: Her çocuk fıtrat üzere doğar. Fıtrat, arı duru, bozulmamışlığı ifade eder. Bu suyun kaynağında iken saf ve temiz olması gibidir, onu kirleten olmadığı sürece bu saflığını uzunbir süre daha koruyacaktır.

Bir ırmak düşünün,kaynağında içilebilir durumda ancak okyanusa kavuşuncaya kadar kirlenir, temiz hükmünü kaybeder hatta üzerine uyarı levhası koyulur; bu suya temas etmek insan sağlığına zararlıdır gibi. Parantez içerisinde şunu da yazabiliriz eskiden sular(insanlar) daha temizdi teknolojiyle birlikte daha da kirlendi!

Peki, nezehatini kaybeden bu ırmak okyanusa kavuştu sonra ne oldu.

Bakınız yeryüzünde mükemmel bir döngü var, su buharlaşır atmosfere yükselir elementer yapısı tekrar düzenlenir ve buluttan bize arı duru bir saf su olarak geri döner. İşte insanlar da ne zaman bozulmaya yüz tuttuysa gök kapıları açılmış ve onları arındırıp temizlemeye davet eden Nübüvvet elçileri gelmiştir.

“ Ona de ki: Kendini günah ve küfür kirlerinden temizlemeye niyetin var mı? Seni Rabbine davet edeyim de (O’na) boyun eğesin?”(Naziat 18,19)

 

Bakınız adını farklı koymakla beraber İslam terimleriyle batılı bilim adamları aynı terimi kullanabilmektedir.

 

Dr. Hamer insanda “Tanrı Geni” denen bir gen bulunduğunu (TheGod Gene-2004) maneviyatı bu genin belirlediğini ifade eder.Hamer, maneviyatın böylesine etkili ve evrensel bir güç olmasını, genetik karakterine bağlamıştır.Şayet Hamer’in bahsettiği gibi böyle bir gen varsa bu bizim fıtrat dediğimiz şeyin “parlatılmasıdır”.Hamer’in iddiasında en çok dikkati çeken şey; “kendini aşkınlama” ile Tanrı Geni arasında bağ kurması…

Aşkınlamanın bizdeki karşılığı Eşrefi Mahluktur, fıtratı bozuk insanın ise karşılığı; Esfelesefilindir(yaratılmışların en düşük olanı)

Aslında benzer şeyleri ifade ediyoruz ancak farklı olarak bize göre bu bir eğitim ve olgunlaşma sürecidir yoksa olaya gen varlığı olarak bakarsak bu kaderci bir bakış olur, o gen hep vardır kimi insan onu öldürmüş kimi de yaşatmıştır bizce hadise budur…

Hadis-i Şerifte; insanlar madenler gibidir, İslam’a girince işlenir(mealen) buyrulduğu gibi.

Bakınız on beş yaşına kadar tabiatta büyümüş ve hiçbir insan ile iletişimi olmamış bir insanı asla eğitemezsiniz, bazı duyguları onakazandıramazsınız.

İbn-i Tufeyl’in Hay Bin Yakzan adlı felsefi romanında böyle bir hikâye anlatılır (Hay adlı çizgi film o romandan uyarlanmıştır) orada Salaman ve Absal adlı iki karekreden bahsedilir, bunlardan biri fıtratı diğeri ise üst öğretiyi, terbiyeciyi(mürebbi) ifade eder.

İnsan fıtrat ile dünyaya gelir ancak “mürebbi” ile terbiye olur. Mürebbi, terbiye ancak vahiyle, üst öğretiyle olur. Bu bir eğitim sürecidir, doğumla başlar ölünceye kadar devam eder. Sanırım bizim ihmal ettiğimiz kısım da burası. Nasılki şapkadan tavşan çıkacağına inanmıyorsak, “terbiye” olmadanda “donanımlı” insana, ünsiyet kazanmış olana ulaşamayız. Bu noktada sufi anlayış ile ters düşüyoruz çünkü hadiseye bu ayetler ışığında bakıyoruz:

“İnsan için ancak çalıştığı vardır” (Necm 39)

“Her insanın yaptığı işlerden dolayı, bir pay bir nisap takdir ettik” (İsra 13)

İlim çabayla ulaşılacak bir şeydir, sufi inancında iddia edildiği gibi “gökten kovayla boca” edilmez(İlm-u Ledun) maalesef böyle de bir inanış var.

Bu hayatta tesadüflere yer yok.Kaliteli bir tohum uygun bir toprağa düşerse ve emek harcanırsa mahsule dönüşür. Yukarıda ayeti paylaştık bu ayetten aldığımız, sonuç elimizle yaptığımız şeylerin ürünüdür.

Dini dili ırkı ne olursa olsun çalışan kazanır. Pasif iyi de olsa kaybeder aktif kötülükkazanır, bu gerçeği de kabul etmemiz gerekir. Görev adamının bu mistik düşünceden de bir an önce kurtulup görevinin(misyon) idrakine varması lazım.

Yazının başlığını insanın kumaşı temizdir koyduk. Oysa geldiğimiz nokta itibariyle onun yaptıklarına bakmaya dahi yüreğimiz el vermiyor. Madem insanın kumaşı temizdi insan mahsulü bu kadar zülüm nasıl meydana geldi.

Bu cevaplandırılması zor bir soru ancak şu kadarını ifade edebilirim ki her kötülük bir ihmaldir. İddiamız o ki insanın kumaşı temizdir öyleyse o tekrar kazanılabilir. Burada sorun “iyiliğin” nerede durduğu, maalesef biz pasif iyiliği seçtik, bunun Anadolu tabiriyle izahı: “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” oysa reel yaşamda buna yer yok. “Buna kelebek etkisi” de denir, sizin doğuda kanat çırpmanız batıda bir kasırgaya sebep verebilir, dolayısıyla kim kanat çırparsa gidişatın seyrini de o belirler.

“ Bir de öyle bir fitneden sakınınız ki, o fitne, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz, umuma yayılır ve hepsini perişan eder. Biliniz ki Allah, azabında çok zorludur” (Enfal 25)

Bu ayet işe nereden başlayacağımızı da gösteriyor. İnsan varlık olarak temizdir ancak onunda yardıma ihtiyacı var. Maturidi öğretilerinde “Usul’i Hamse” prensibi var. Bu prensiplerden biri de “emri bi’l-ma’rufve nehyi ani’l-münker” dir. Yani iyiliğin emredilip kötülüğün de nehyedilmesi, bu dönüşüm mümkün, yoksa övüne övüne anlattığımız şeyler ütopik kalır.

Yazının girişine İnsan-Toprak metaforuyla başlamıştık, çünkü bu iki varlık elementer yapı itibariyle de birbirine çok benzer. Toprak hem dönüşen hem de dönüştürebilen bir özelliğe sahiptir, tıpkı insan gibi. İnsanda bu dönüşme dönüştürme potansiyeli var, O her ne kadar cürüm işlemiş ve nefsine zulmetmiş olursa olsun, onun arınması bir hadiseye bir geceye bakar, gecenin zulümatı (karanlığı) gündüzün nuruyla son bulur.(Lütfen örneği İslami normlar çerçevesinde değerlendiriniz)

Özü itibariyle “habis” olana kimse talip olmaz, olunuyorsa bu da onun “kumaşına” olan inancımızdandır. Nebevi tebliğden de bunu anlamıyor muyuz?

“ Ona de ki: Kendini günah ve küfür kirlerinden temizlemeye niyetin var mı? Seni Rabbine davet edeyim de (O’na) boyun eğesin?”(Naziat 18,19)

 

Yazımızı şu hikâyeyle bitirelim:

-Binlerce denizyıldızının karaya vurduğu bir kumsalda adamın biri denizyıldızlarını denize atma çabası içindeymiş başka bir adam da bunu görerek senin bu çaban neyi değiştirecek ki diye sormuş, o da eline bir denizyıldızı alıp denize fırlatarak bunun için çok şey değişti demiş…

Kalın Sağlıcakla

Mehmet Şerif YENİAY

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
hack 2018 cpanel alma cavdar59 sunucu root işlemi portsuz backconnect olma litespeed c1 bypass method cavdar599 litespeed config okuma cavdar59 hacklink shell script