……..KOPUŞ…………..

Mehmet Şerif YENİAY
Mehmet Şerif YENİAY
  • 16.04.2018
  • 234 kez okundu

msyeniay

KOPUŞ

Deizm konusu biraz bağlamından kopup başka bir mecraya evirilmeye başladı. Bir kısmı savunma refleksiyle yok böyle bir şey derken diğer bir kısmı bunu fırsata çevirip siyasi rant elde etmek hevesine kapıldı. Biz bu konuyu ele alış sebebimiz nerede yanlış yapıyoruz kendimize bir çeki düzen verelim noktasındaydı. Zaten konuyu iki ana başlık altında işlemeye çalıştık, bunlardan biri sekülerleşmeyle gelen kaçınılmaz son diğeri de din adına sunduğumuz şeylerin sıhhat durumu, doğruluğu ve bunun getirdiği doğal süreç, yani kopuş.

Sizi siz yapan direnç kaynağınız, duruşunuzu sergileyen omurga yapınız, hayata bakışınız, eşyayı yorumlama biçiminiz bunların tamamı sizi besleyen bir            “geri beslenme” sonucudu ve varlık sebebidir. Bu beslenme kanallarını birer birer keserseniz sonuçta ne duruş ne de o iradeli varlık kalır.

Ne mi demek istiyorum;

“Bektaşi’ye demişler ki kırk gün namaz kılarsan bir daha bırakmazsın, Bektaşi de demiş ki siz kırk gün namaz kılmayın bakalım bir daha kılabiliyor musunuz”

Buraya kadar sekülerleşmenin getirdiği ve varlığı zayıflatan hatta iradeyi öldüren süreçten bahsettik.

Diğer sebepleri kısaca ele alalım.

– yük(ümlülük) hakikaten “taşınamayacak kadar ağır”  

– bu yük “taşınmayı hak etmeyecek kadar değersiz”!

– onu yaşam alanına karşı bir tehdit olarak, özgürlük kısıtlaması…Olarak görüyor olabilir.Demiştik.

Canımız yakan esas sebeplerde  bunlaraslında çünkü burada birinci kusur biz Müslümanların. Neden mi; yanlış yapı malzemesiyle ortaya bir şaheser çıkaramazsınız.

Bu güne kadar uygulama böyle süregeldi ancak bu gün dün değil ve dünün çözümleriyle bu günü çözemezsiniz. Teknolojinin gelişimiyle bu iş ayyuka çıktı derken bunu kastettik.

Üzerinde en çok gürültü kopan bir konu; düne yeten bize de yeter. Hakikaten yeter mi, yetseydi bu gün bu konuları konuşuyor olur muyduk. Bakınız bu hususta Büyük İmam’dan bir örnek vermek isterim.

İmam Ebu Hanife H.80. yılda doğdu, yani delikanlı çağına geldiğinde hicretten sadece bir asır geçmişti ve kendisine niye bu kadar içtihat yapıyorsun, Peygambere yeten sana yetmiyor mu diye sorulduğunda verdiği o tarihi cevap:

“Götürün beni Peygamber devrine Peygamberimize yeten bana da yeter”…

Evet nerede kalmıştık. Din diye sunduğunuz şey taşınabilir bir boyutta olmalı çünkü İlahi İrade taşınamayacak olan yükü yüklemez.

Hint kültürü tarzı bir mistizmi İslam’a uyarlayamazsınız.Çünkü bu ikisinin beslenme yolları aynı değil, İslam kültürü Vahiy ve akıldan beslenir. Dolayısıyla sunacağınız şey akıl ile sorgulanabilir, kurallı Sünnetullah’a uygun olmalı. Akıl nereye kadar sorgular onu başka bir yazıya saklıyorum.

Mistizmden ne kastettiğimi az çok tahmin etmişsinizdir. İslami literatürde klasik bir kabul vardır, bir farenin bir fili kapıp kaçırdığı iddiasına kimsenin inanması beklenemez.

Sunduğunuz şeye insanlar ihtiyaç hissetmeli, yoksa niye böyle bir yükümlülük altına girsin ki. İşte burası bantın koptu yer. Maalesef dini kurallar deyince akla sadece ibadet kuralları geliyor ve insanlar rahatlıkla ben almayayım ihtiyacım yok diyebiliyor. İşin bu kısır döngüye girmesinde şuçdaha çok bizim.

Bakınız Kuran da fıkhla ilgili 150 ayet varken fenle ilgili 750 ayet bulunur. Yine Hadiste “yolda ki bir engeli kaldırmak imandandır” buyrulur. Eğer dini asli kaynağında ki gibi sunabilseydik bu gün yine ayette buyrulduğu gibi:

“İnsanların dalga dalga, fevç fevçAllahın dinine girdiğini gördüğünde”(Nasr-2)

Evet, insanlar grup grupAllahın dinine girebilirlerdi. Nitekim Türklerin Müslüman oluşu da böyle, devletçe olmuştur.

Bırakın insanların girmesini bu gün kopuşu konuşuyoruz.

Dolayısıyla bir yaptıklarımızdan(yanlış yaptıklarımızdan) bir de yapmadıklarımızdan sorumluyuz.

Sunduğumuz şey bir değer ifade etmeli demiştik, yani bir yarasına merhem olmalı, iyi ki varsın demeli.

Bakalım dinin ilk muhatapları için bu iyi ki varsın ne ifade ediyor, onlar için bir can simidi mi yoksa olsa da olur olmasa da olmaz mukabilinden bir şey mi;

Sizin bir evladınız var, canınızdan daha çok sevdiğiniz bir evlat, onu her gördüğünüzde içinizden bir parça kopuyor, ancak bir talihsizlik! Çocuğunuz kız çocuğu ve töre(cahiliye dini) onu diri diri toprağa gömmenizi istiyor, eğer onu diri diri toprağa gömerseniz toplum delikanlı adammış töreyi çiğnemedi kızını gömdü diyecek. Siz töreye karşı başınız dik gezerken, yüreğinize akıttığınız kanı sizden gayrı kimse görmeyecek…

Ve bir devrim yaşanacak, bir Hikmet Elçisi durun bu yaptığınız yanlış, gömemezsiniz çocuklarımızı diyecek…Siz o gün o annenin babanın yerinde olsanız ne yapardınız? Bu dine koşa koşa girmez miydiniz.

 

Haksız kazanca, alınterine dayanmayan bir düzene(riba, faiz) müdahale eden, burjuvazinin canını yakan bir Hikmet Elçisi karşısında ne yapardınız…

Allah ile kul arasına girmeye çalışan putları inkâr eden, bunlar cansız(ya da canlı) bunlar sizi Allah adına aldatıyor diyen ve tüm aracıları inkâr eden bir hikmet Elçisini görseniz ne yaparsınız…

 

Bu gün put mu kaldı diyebilirsiniz, evet kaldı hem de sayısız putlar ve en büyük put da kapitalizmin putu KAPİTAL dir, bu putukırabilirsek bakın neler olacak o zaman…

Son olarak da; dini yaşam alanına karşı bir tehdit olarak görüyor demiştik. Evet din yaşam alanına helal ve haramlar noktasında müdahale ediyor ancak sıkıntı bu alana uygulanan keyfi uygulamalar.

Bakınız Yusuf İslam Müslüman olunca ilk yaptırım müzik yasağı getirmek oldu. Yusuf İslam ancak yirmi yıl sonra müziğiyle buluşabildi, bu keyfilik olmasaydı belki de pek çok hayranınıda yanında getirecekti.

Örtenekleri çoğaltıp canınızı sıkmak istemem ama müziğe “icazet” daha yeni geldi, bir şeyin caiz olabilmesi için otuz yıl mı geçmeli.

Son söz.

Nefes darlığı çeken, yolunu arayan, iç huzursuzluk çeken insanlar yine dalga dalga gelecektir, yeter ki önlerinde engel olmayalım.

 

 

Selam ve dua ile.

 

 

Mehmet Şerif Yeniay

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ