NAHL (BAL ARISI)

Mehmet Şerif YENİAY
Mehmet Şerif YENİAY
  • 06.09.2019
  • 331 kez okundu

msyeniay

 

NAHL (BAL ARISI)

Evvelen, konu olarak niye Bal Arısını seçtim, öncelikle onu dilimin döndüğünce ilmimin yettiğince izah etmeye çalışayım.

Malumunuz Kur’an’da Bal Arısı(Nahl) diye bir sure var. İlgili ayetleri okurken bal şifadır deyip kısaca yorumlayabiliriz ancak bu ve benzeri kevni(kainatla ilgili) ayetleri okurken bir şeyi ihmal ediyoruz, tabiat, dış dünyamız, madde, küre…bunların tamamı tefsir malzemesidir, o nedenle ağır ağır okumalıyız, üzerine tefekkür edip kafa yormalıyız, hatta bazı konuyla ilgili arkadaşlar mesleklerini icra ederken bu sorumluğun da farkında olarak icra etmeli, zira bu konu sadece ilahiyatı ilgilendiren bir konu değildir… Ne mi demek istiyoruz?

Kur’an’da ki kıssaların veya misallerin hiç birinin bizi ilgilendirmediğini veya hadiselerin tarihsel olduğunu şahsen düşünenlerden değilim. Misal; insanlar Hz. Adem’in hangi yasak meyveyi yediğiyle ilgilenip işin magazin boyutunu aşıp Ademoğlu olarak bizim yasak meyvemiz nedir diye kafa yorsa misalenCennet gibi bir dünyada niye Cehennem azabı yaşadığımızın belki de cevabı bulunurdu…

Yine, kainat ve yaratılışla ilgili onlarca yüzlerce ayeti işin ehliyle birlikte anlamaya çalışsa bilim elin oğlundan değil bizatihi bizim camiada gelişecek, hayat bulacak,ifsata(bozgun) değil de ıslaha dönüşecek… tıpkıSelçuklu ’da, Endülüs’te olduğu gibi…

Evet, bu yazıda Kuran okumalarımızın farklı bir yönüne dikkat çekmek istiyorum, yoksa amacım ilgili ayetin tefsirini yapmak değildir. Bu yeni bir şey değil geçmişte de bilimsel tefsirler yapılmış ancak bilim sürekli güncellendiğinden ve ilerlediğinden bu alandaki çalışmalar da yetersiz kalmıştır.

Bilimin dini olmaz çünkü her şey bir yasa (sünnetullah) dâhilinde işlemekte, dolayısıyla kimse bu sınırlar dışına çıkmış, çıkabilmiş değildir. Aksini düşünürsek şu ilahi uyarıyla muhatap oluruz; “tüm insanlık bir araya gelse bir sinek kanadı dahi yaratamaz” …

Kuran iki yönlü hayatımıza yön verir, bir: iç dünyamıza(takva) ikinci ise: dış dünyamıza(imar-hukuk-yaşanılır bir dünya) dolayısıyla Kuran’ın işaret ve yönlendirmesini iyi okumak ve ders çıkarmak lazım gelir.

Düşünürün dediği gibi:

“parmak ayı gösterirken aya bakmak lazım parmağa değil”

Gece, gündüz, dağ, ağaç, insan, canlı cansız, ay, güneş…Bunların her birine Kuran “ayet” der. Öyleyse iki çeşit ayet vardır:

Birincisi bizim Mushaf olarak elimize aldığımız Kuran ayetleriolarak tilavet ettiğimiz,ki biz buna kavli ayetler diyoruz, diğeri de tabiat ve evrenin mikro kozmozdan makro kozmoza kadar olan, zerreden kürreye her şey, buna da kevni ayetler yani kainat ayetleri diyoruz.

Maalesef ki; din-diyanet işleriyle ilgilenen resmi ve özel kuruluşlar kavli ayetlerin okunuş-tilavet, tecvit kurallarına verdikleri önemi kevni ayetlere vermemişlerdir. Şayet vermiş olsalardı, uzak doğu sporlarının Budist ve Şintoist kaynaklı gelişmesi gibi bilim ve teknoloji de dini kurumlar bünyesinde hayat bulurdu, gelişirdi.

Kuran’ın bir harfine şu kadar sevap kampanyası bir kevni ayeti insanlık hizmetine verene de şu kadar ecir salihatına dönüşseydi dünya daha huzurlu ve yaşanılır bir yer olurdu…

Şimdi asıl mevzuya gelelim:

“Rabbin bal arısına: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin. Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir, diye vahy (ilham) etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük bir ibret vardır”. (Nahl 68-69)

Bakınız arının binlerce çeşidi var, bunların pek çoğunun anatomisi, beslenme alışkanlıkları ve üretimi(ürün) farklıdır. Bizim konu edindiğimiz tür ise Bal Arısı(Nahl) olan türüdür.

Bal arısı diğer arı türlerine oranla hem uysal hem de tırnak içinde insan dostudur. Biz dış dünyamızı ve olguları kanıtsadığımız için pek çok hadise bize sıradanmış gibi gelebilir, bu sineğe benzer canlının bal yapması ve dahası ihtiyacından fazlasını yapması, hadi yaptı diyelim bunu sizinle paylaşması hiç de sıradan bir durum değildir…

Ne diyordu Ayet’i Kerimede: Arıya vahyettik, vahiy kelimesini bir kenara not alalım.

“ dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler edin”…demek ki bal arısının üç meskeni varmış, biz bu üç meskeni de biliyoruz aslında yani gözlemleme şansımız oldu(en azından bizim kasaba gibi yerlerde yaşayanlar bilir).

İşte bu canlı aldığı vahiyle, emre itaat sonucu insanlara hizmetkâr bir görev elçisi oldu.

Arının faydası sadece insanlara mı? Bu soruya çok kısa bir cevap verebiliriz:

-Arı yoksa dünyada yaşam da yok…

Öyle diyordu Einstein: “ eğer arılar dünyamızdan kaybolursa insanların dört yıl ömrü kalır”.

Canlılar ve vahy(onlara yüklenen görev) ilahiyatın mı daha çok bilimin mi konusu? Bakınız; böyle bir soru abestir çünkü Kuran’ın ve dinin alanına girmeyen hiçbir konu yoktur, bizim softa kesim dini ibadete indirgediğinden her şeyi ihmal etmişiz sonrada ne olacak bu Müslümanların hali diye yakınıp dururuz. Günde on bin kere şu kelimeyi söyle, şu kadar sevap kampanyası yapanlar, salat ve selamın şöyle de bir manası daha var keşke bilseler:

“Allah ve Rasülü’nün davasına destek olun” onu yüceltin…

Çok istifade ettiğim bir Hadis-i Şeirf/ Rivayet var.

“iman yetmiş küsür şubedir, en büyüğü “La ilahe illallah davası” en küçüğü de yoldan bir engeli kaldırmaktır, haya da imandan bir şubedir”

Buyurun içini siz doldurun… hayır hasenat, salihamel…insanlığın faydasına olan ne varsa iyi güzel adına ne varsa hepsi imandandır…İnsanların işlerini kolaylaştırmak, onların yolları(her ne ise) önünde ki engelleri kaldırmak… Bu şuurda bir topluluk hayal edin…

… Arı vahy aldı, arının aldığı vahy nedir? Kuran arıyı işaret ediyor öyleyse arının dünyasına bir yolculuk borcumuz vardı, biz bunu dahi ihmal ettik. Dahası Kuran’ın bak ve gör dediği pek çok şeyi ihmal ettik. Nahl 69. Ayette bunda büyük bir ibret(ayet) var diyordu, peki kim için ibret var:

-düşünen bir topluluk için, öyleyse düşünmek üzerimize bir vecibe(ödev) midir, değil midir?

Bakınız bu ayette düşünen bir kavim için bir ayet vardır diyor. Ayeti okuduk geçtik ayetin içindeki “sadece düşünenlerin bulabileceği ayeti(delil-ibret) kim bulacak”

İşte can alıcı soru ve vurgulamak istediğim konu budur. Kuran ayetleri içinde bize sürekli istikamet gösteren ayetleri( delil) kim bulacak, bunu bulmak Müslümanların üzerine farz değil midir?

Bilimsel faaliyetlere bir de bu gözle bakın lütfen!

“Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük bir ibret(ayet) vardır”

“ deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmış”(anotomi)

“göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiştir”(astronomi-uzay bilimleri)

“dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmiştir”( sismoloji-jeoloji)

“yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmıştır”(diğer bilim dalları…)

Yok, bakmayı bilseydik eğer sadece bu dört ayet üzerine ciltler dolusu kitap yazılmış ve her biri bir bilim dalı olmuş olurdu. (bu konu bir köşe yazısına sığmaz o nedenle kısa kısa geçeceğim)

…ARI GÖREV ELÇİSİDİR:Çünkü ona o görev verildi(vahyedildi) arı verilen görevi ne ihmal etti, ne de savsakladı, sonuç ise mükemmel.

Peki, insana vahyedilmedi mi?…

BAŞARI TESADÜF DEĞİLDİR: Arı bir kg bal yapabilmek için dört milyon çiçeğe konar… Dualarım niye kabul olmuyor diye soran Müslüman! Sen de fiili duanı arı gibi yapsaydın, inan, dünya bal kovanına dönerdi, dünyanın varisi “Eşek arıları” değil “bal arıları” olurdu.

ASIL OLAN BİLGİDİR: Arı tam bir mühendislik, tıp, ecza, farmakoloji ve işletme mühendisliğine sahiptir.

Arının ilmi Allah katındandır(ledün), insanın ilmi “kesbi”(kazanılmış), şimdi bizim saf Müslüman! Bu iki ilmin de insanda mümkün olacağını söylüyor hem de miskin miskinyerinde oturarak… Özel yetkiler yüklediği büyüğüne! Emeksiz çabasız ilim yükleneceğini söylüyor, bu boş bir iddiadır arı gibi ispat ister, ben de balın ırmaktan akacağına inanıyorum(ahirette) kimse rol çalmadan buyursun “ledün” ile kendine bir mühendislik seçsin. Kuran Allah’tan insana gelmiş bir ilim değil mi, daha neyin peşindeler.

EMEĞE SAYGI: bir işçi arı kışın birkaç ay yaşar, aynı arı yaz aylarında 20-30 gün yaşar. Arı miskinlik yapmaz…

FİKRİ HÜR, VİCDANI HÜR: Arı binlerce, on binlerce çiçeğe( fikre) konar, o fikirden korkmaz, mümeyyiz akla sahiptir(doğruyu yanlıştan ayırabilir), birinin güdülemesiyle hareket etmez, ömrünü bir çiçekle, bir alimle, bir kitapla geçirmez. Fikri hür vicdanı hür arılar binlere poleni(fikri) özümser sonrada onu şifaya dönüştürürler. Polenden korkan arı tiplemesi “bal yapmayan arının” sorunudur.

ARI SINIRINI, HUDUDUNU BİLİR: Arı 3 km yarıçapındauşuş yapar, yaklaşık 28 km2’lik bir alanı tarar.

Ne ömrünü kendi karyesinde tüketir ne de dönüşü olmayan yollara tevessül eder.

ARI BİR GAYEYE YÖNELİK HAREKET EDER: Arı, bir cemiyetin ferdidir. O “cemaatin” gayesi bal üretmektir, başka cemaatlerin bal üretmesi onun sorunu değildir,üretmemesi de onun sorunu değildirki ilgilendirmez de, bal üretmekteki gaye; hiçbir alışverişin olmadığı, kimsenin iltimas görmeyeceği o çetin kış gününe hazırlık yapmaktır. Kışı sadece kışa hazırlıklı olan arılar huzurlu geçirir. Kimsenin telkiniyle veya birinin eteğine yapışarak kışın geçmeyeceğini bilirler.

ARI BİR MODELDİR: Bir bal arısı kovanında yaklaşık 20.000 adet arı bulunur. Bir adet kraliçe arı bulunur, bu arı günlük olarak yaklaşık 2.000 adet yavru(yumurta) yapar. Ürettiği takdirde kraliçe arıya kimse dokunamaz, öyle darbe marbefilan da olmaz. Kraliçe arı yaşlanır ve üretim yapamaz durumda olduğunda mutlaka değiştirlmelidir çünkü bu bir “beka” sorunudur. Elbette ki kovana saldırmak üzere her daim pusuda duran bal yapmaz, asalak eşek arıları mevcuttur anacak bu cemiyet güçlü olduğu sürece eşek arılarını geri püskürtür.

ARILAR İLERİ TEKNOLOJİ KULLANIRLAR: Pek çok böcek ve canlı türü kendi aralarında sırrına henüz tam vakıf olmadığımız bir haberleşme ağı ve komünikasyonağı icra ederler. Biz bu gün geldiğimiz nokta itibariyle haberleşmeyi uydu vasıtasıyla yapıyoruz peki bu canlılar bunu nasıl sağlıyor, sonra sadece kendi kovanına özel bir frekans göndermesi icap ettiğinde (burada bir şeker kaynağı var gibi) nasıl yapıyor…pek bilinmiyor…(Bu konu bir köşe yazısı için oldukçauzun olacak o nedenle burada kesmek istiyorum)

. Son söz olarak: Hadisi Şerifte buyrulduğu gibi “Arı mümin gibidir, yerse temizini yer, bırakırsa temizini bırakır”

Arı deyince tabi ki bal yapan işçi arılar akla geliyor, yoksa şekil olarak daha büyük iri cüsseli, sesi daha fazla çıkan türleri kastetmiyoruz. Maksat bal(emek-fikir) üretmek olmalıdır.

Bal arısı aldığı vahyi(görevi) iyi bir kul olarak yapığından hiç şüphemiz yok. Peki, biz bu vahyi anlama noktasında yeterince çaba gösterdik mi? Çabadan kastımın ne olduğu malumunuzdur…

Kalın sağlıcakla

Mehmet Şerif Yeniay

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
hack 2018 cpanel alma cavdar59 sunucu root işlemi portsuz backconnect olma litespeed c1 bypass method cavdar599 litespeed config okuma cavdar59 hacklink shell script