Ömür Dediğin

Mehmet Şerif YENİAY
Mehmet Şerif YENİAY
  • 02.02.2017
  • 1.434 kez okundu

Hikâye deki Yusuf henüz ölüm gerçeğiyle tanışmamıştı, bir keresinde çok sevdiği kuşu ölmüş ancak onun üzüldüğünü gören babası,ölen kuşun yerine yeni bir kuş almıştı, yani ölüm onun için telafi edilebilir! Bir şeydi. Ne zaman ki, dedesini kaybedinceye kadar.Oysa dedesi bu duyguyu kerelerce yaşamış, koca kasabada akranlarından neredeyse üç kişi kalmıştı…

Hayatın kısalığına Hasan Dede, uzunluğuna ise Yusuf şahitlik etmekteydi. Yani şöylede denebilir Hasan Dedeninki yaşanmış, dolayısıyla realite, Yusuf’unki ise his, algı.

Diyebilirsiniz ki yaşam sonsuz algılansa ne olur fani algılansa ne olur, bu bize ne katar, bizden ne eksiltir. Bu sadece göreceli bir bakış açısı mıdır?

Bu algı bir yaşam felsefesi doğurmasaydı çok da ehem-mühim bir mesele olmayacaktı. Bu“yaşam felsefesi” bir denge unsurudur. Yeryüzünde yaşananları biraz da bu pencereden bakarak anlamak lazım.Bu felsefe bir ömrü bize ya zindan edecek ya da yaşanılabilir kılacak. Şimdi bu algıyı biraz daha irdeleyelim…

 

…Dehr, çağlar, asırlar geldi geçti.Devletler kuruldu, hayaller kuruldu, bir çocuk baba oldu, dede oldu. Sonra bir çocuk daha… Bilemiyoruz insanlık ne yaşadı, ne kadar yaşadı âmâ bildiğimiz şu var ki; bizim ömrümüz tüm insanlığın ömründen daha uzun olacak! Dedelerimizin gördüğü rüyayı biz yaşayacağız!… Evet, bu his içimizde var, tarih yaşanmak zorundaydı yaşandı bitti. Gelecek hakkında bir bilgimiz dayanağımız yok, ancak “an-ı” yaşayan biziz. Bu duyguyu bir rejisör psikolojisiyle yaşarız. Oysaki“an” tarihin çok çok küçük bir parçasıyken kendini tarihten müstağni! Sanır.

Mesela hep “başkası” Ölür ve biz onun şahidi oluruz, şahit biz, meşhut başkaları. Ölüm bize yakışmaz mesela, yakıştıramayız.

Belki bu bizim biraz da Ademlik sınavımız. Hz Adem’i yasak ağaca götüren sebep de bu değil miydi “ebedi yaşama arzusu”, “min el hâlidîne”

Şeytan atamız Adem’i ne ile kandırmıştı: “Bu ağaçtan yersen ebedi yaşayanlardan olursun”.

Şu an bilim mesaisinin hatırı sayılır kısmını uzun yaşamın sırlarını aramakla meşgül, bu anlaşılabilir bir şey ancak ölüm de bir realite, her gün bir sevdiğimizi kendi ellerimizle götürüp toprağın bağrına yatırıyoruz. O an tüm planlarımızın anlamsız olduğu ortaya çıkıyor. Mademki insan ölümlüdür, ölümü de yaşamın dışına itmemek lazım.

Yukarıda bu bakış açısı bir dengedir demiştik. Bakınız eski İslam Medeniyetleri mezarlıkları yaşamın dışına itmemiş her an bu hakikatle karşılaşacağı kentin merkezine yapmış. Bu mimari şu hassasiyetten kaynaklanıyor; Allah Rasülünün dediği gibi: “ağız tadını kaçıran ölümü çokça anın”.

Burada vurgulanan ölüm beklentisinin bir paranoyaya dönüşmesi değil, tam tersine ölümsüzlük hissinin “cennet” gibi bir dünyayı “cehenneme” çevirmesidir. Bu iki anlayışında örneklerini yaşıyoruz aslında.

Bizler bu mirasın varisleriyiz, eğer içimizde, bir yoksula, yolda kalmışa, bir yetime yardım duygusu varsa bu O mirasın eseridir. Diyebilirsiniz ki bubakıştan etkilenmemiş ama Hümanist yaklaşan bir “batı-l” var. Evet,kısmen doğru ancak; hümanizma yeterli olsaydı bu gün yeryüzü O zihinlerce “cehenneme” çevrilmezdi.

Bize bu dengeyi sürekli hatırlatan bir “Kutsal Kitabımız” var. Suç varsa “dikkat et ceza” da var, hesap var, bunun bir de “Ahir’i “var. “Üç günlük yaşayacağın dünyayı bin yıllıkkatletme” der.O nedenledir ki Kuran bu hatırlatmayı “ahir” vurgusunu sürekli yapar.(ahiret Kuran da yaklaşık 116 kere tekrarlanır)

 

Sözlerin en büyüğü yemindir. Yeminlerin en büyüğü de Allah’ın yeminidir:

“Velasr” asra, zamana, insan ömrüne, üç günlük yaşama…yemin olsun ki.

“İnnelinsane le fi husr” muhakkak insan hüsrandadır, ziyandadır.

Zamana anlam verenler bu ziyandan müstesnadır, lütfen “Asr“ suresine bakınız…

“Onları, insanlar içinde dünya hayatına en çok düşkün olanlar olarak bulacaksın, içlerinden şirk koşanlar bin sene yaşamak ister. Fakat bu kadar yaşasa da, bu uzun ömür onları azaptan uzaklaştıramaz. Allah onların yaptıklarını eksiksiz görür” 2/96

Yaşanılır bir dünya düzeni ancak uyarıları dinleyen ve uyan bir “medeniyet” sayesinde mümkün olabilir…

 

(Yukarıda vurgulamaya çalıştığımız konu kesinlikle yanlış anlaşılmasın lütfen, Hristiyanlıkta ki (ve kısmen de yanlış İslam! algısı kaynaklı) ruhban sınıfın dünya fani diyerek dini duyguları istismar edip nema devşirmesi değil.Ebetteki dünya nimetleri en çok Müslümana yakışır çünkü O nimetin hakkını da, nimette hakkı olanıda bilir.(Bu satırları okurken aklınıza eleştirel örnekler geliyorsa, burada anlatmak istediğimiz şey; bir “okul” ve onun doktrinleridir, eleştiriler ise o okulun talebelerinedir ancak, talebenin eleştirilmesinden daha doğal ne olabilir ki.)

İşte Denge:

…“Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır”… 2/197

Bu da gerçek zamandan bir okuyuş:

kendi aralarında gizli gizli şöyle derler: dünyada sadece on gün kaldınız

Aralarında ki konuşmaları biz herkesten iyi biliriz. Bu arada en isabetli görüşleri “siz sadece dünyada bir gün kaldınız” derler” (Taha 103-104)

Allah inkarcılara “yeryüzünde kaç yıl kaldınız” diye sorar. “Bir gün veya bir günün birazı kadar kaldık. Saymış olanlara sor derler”. (Mü’minun112-113)

Onlar onu gördükleri zaman sanki, dünyada bir akşam veya onun kuşluk vaktinden fazla kalmamış gibi olurlar”.(Nazi’at 46)

 

Selam ve dua ile…

Mehmet Şerif Yeniay

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. Hamit fırtına diyor ki:

    Mehmet şerif bey elinize yüreğinize sağlık güzel bir çalışma olmuş teşekkür ederim.

    1. Mehmet Şerif Yeniay diyor ki:

      Hamit kardeşim ben teşekkür ederim.Tüm dostlara selam.

YORUM YAZ
hack 2018 cpanel alma cavdar59 sunucu root işlemi portsuz backconnect olma litespeed c1 bypass method cavdar599 litespeed config okuma cavdar59 hacklink shell script