ÖZ

Mehmet Şerif YENİAY
Mehmet Şerif YENİAY
  • 27.03.2017
  • 1.632 kez okundu

Bu yazıyı bir önceki yazının devamı olarak da okuyabilirsiniz. Bir önceki yazımızda bazı kelimeleri soyut kullandık; göçer,yılan korkusu, otlak sevgisi, kırsal, kent, gece, ok-umak, ev, iç dünya, dış dünya, mürekkep ve fidan…Bu kelimelerin elbette söyleyenin nezdinde bir karşılığı vardır, yaşanmışlık itibariyle de somuttur ancak soyutta fikirler daha fazla sürgün verir, kelime göze kulağa değil de daha çok düşünce ve yoruma hitap eder. Konu eğer “fidansa” büyütmek ve sürgün vermekte hepimize düşer.
Yine bir önceki yazıda mürekkebin kibrine atıf vardı:
“Mürekkebin kibri bu asırda ortaya çıktı. Mürekkep belgeden, fidan olmaktan beslenir”…
“Yazı” ve “kalem” iltifata mazharken “mürekkebin kibri” de ne oluyor diye sormak gerekmez mi?
Hele Kur’an kaleme ve onun yazdıklarına yemin ederken…

Ve “yemin olsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki sen Rabbinin nimeti sayesinde bir mecnun değilsin”…
Eğer Kuran da bir şeye yemin varsa o şeyin büyüklüğüne ve azametine vurgu yapılıyor demektir, burada kalem ve onun yazdıklarından kastın ne olduğu hususu müfessirler tarafından tartışılmış ve sonuç olarak kıyamete kadar sürecek, muhatapları açısından ilim, bilgi ve insanlık hayrına olan tüm ilmi faaliyetler olduğu sonucu daha makul görülmüştür…
Mürekkebin kibrinden kasıt; moderniteyle birlikte bilginin de mebzullaştığı ve değersizleştiğidir. Artık günümüzde bilgiye ulaşmak çok kolay, her şey bir tık uzağımızda. Bir aracın taşıyamayacağı kadar kitabı, matbu evrağı bir taşınır belleğe yükleyebilirsiniz, bu da bize “sahip egosu” tattırabilir… Böyle bir dünya yok aslında, mesela kıymet yüklediğimiz ve dolayısıyla değer atfettiğimiz kıymetli madenler de böyle bir tık uzağımızda mı? Altın elmas ve mücevher, tarladan mantar toplar gibi toplanabiliyor mu? Toplanabiliyor olsaydı yine de değerli olur muydu, özel yerlerde saklama ya da sahipleri açısından kibri hak eden bir meta olur muydu? Öyleyse… Öyleyse o zaman aforizmamızı söyleyebiliriz:
“Bilgi kıymetli madenler gibidir, emek harcanmadan ulaşılamaz”
Şu iki kelimeyi yan yana yazmaktan mustaribim; “mürekkep” ve “kibir” mürekkebin kibri olmaz yani olamaz, bu bir çiftçinin köy meydanında gerile gerile bu sene de tarladan on ton mücevher topladım demesi gibidir. Evet, mürekkebin kibri olmaz, kibir ona sahip olduğunu zanneden insandadır. Bilgi her zaman kıymetli ve değerlidir, kolay ulaşılabilir olduğunu zannettiğimiz ise “frenk sakızıdır” şu her köşedeki bayide satılan türden, aksine günümüz insanının işi daha zor bu kadar “mebzul belge” arasından sıyrılıp da hakikate, “bilgiye” ulaşmak için.
“fidan olmaktan beslenir” dedik. Bir ağacı dışarıdan fiziki olarak gözlemlediğinizde onun hakkında pek çok şey öğrenebilirsiniz ancak onu gövdesinden kestiğinizde, kesik plakaya dikkatlice bakınız; orada orijinden başlayıp kabuğa kadar devam eden halkalar görürsünüz (Dendrokronoloji) bu halkalar sadece yaş hesaplamasında kullanılmaz o ağacın otobiyografisidir de aynı zamanda. Bir ağacın ahşap kalitesi uzun sürede gelişimini tamamlamasıyla olur… O nedenle fidan olmaktan beslenir, aksi halde “olmaktan” çalarsanız, kırk günde ancak hormonlu nebat yetişir.
Kalem ve kitap o ağacın yaş halkaları olacak, insanın en verimli çağı yaş halkalarının çok olduğu yaşlılık çağıdır bu da o halkalara kaç kalem, kitap ve mürekkep sığdırıp onu hıfzetmesine ve mahsule döndürmesine bağlıdır. Mahsul, günümüz sorunlarının başında gelir, fikirlerde ki bolluk ve ürün kıtlığı. Bilgi değerliyse fikir de değerlidir… fikir değerli olsaydı üç günlük yoldan bir Ebu Zer-i Gıfari çıkar gelirdi…
Yaşlılık pek sevilen bir durum değildir bunun iki sebebi var; birinci sebep malum ve anlaşılabilir ancak ikincisi, iktidar, güç kaybı bu anlaşılamaz bir şeydir, gövdesinde halka sayısı çok olan ağaç ve binlerce yıl geçmesine karşın fikirlerinden istifade ettiğimiz filozoflar ve fikir adamları… Yine iltifata mazhar olan “gençliktir” oysaki gençlik meyve vermez en kaliteli fikir bilgeden çıkar, bilge de yaşlıdır, ihtiyardır(ihtiyar; rey sahibi, mümeyyiz)
Kitap deyince akla Hidayet kitabımız olan El- Kitap(Kur’an) gelir. Hemen hemen herkesin evinde bulunan, en çok okunup da en az anlaşılan Kitap… Bu tuhaf bir durum, hem rehber hem de başucu kitabı olup da ona bin yıl uzakta olmak. Evet, hepimiz O’nun ne kadar değerli olduğu hususunda hemfikiriz, o nedenle kıymetli madenler gibi özel kutularda muhafaza ediyoruz. O’nun rehber olduğu konusunda da hem fikiriz. Peki, İnsan ne zaman rehbere ihtiyaç duyar? Yol bilmezlik durumunda değil mi (delal) öyleyse ya biz rehberin yoluna uyacağız ya da bizim yolumuz da O rehberlik edecek. Bu “Kitap”; en kıymetli madenler gibi en değerli kıymetli olan ne varsa orada mevcut. İşte sahip olmakla “olmak” arasında ki fark. Mushaf’a sahip olmak kişiye bir artı değer getirmiyor, öncelikle kibrini yenip onun kılavuzluğuna ihtiyacım var demesi lazım, yine kibirden uzak olarak; bizim O’nu okumamamız O’nun değerinden bir şey eksiltmez tam aksine bize “yol kazası” olarak geri döner.
Bizler her fırsatta Fatiha okuruz, bu güzel bir şey çünkü Fatiha açılış demek yani Kuran yolunda ilk adım ya da giriş, Fatiha da şöyle bir niyazda bulunuruz:
“Bizi dosdoğru yola ilet”
“Nimet verdiklerinin yoluna; gazaba uğrayanların ve sapıtanların yoluna değil!”
Biraz önce “Rehber” konusunda hemfikir olduğumuzu belirtmiştik. Fatiha da ki bu yol, dosdoğru yol konusunda da bir istekte bulunmak samimiyet ifadesidir! Ya da yol konusunda bir acziyet ifadesidir…
Allah,her Resule bir şeriat vermiştir(İslam ortak adıdır) Şaria: otoban demektir, uluslar arası yol ya da Tüm Müslümanların ortak yürüyebileceği tek yol. Peki, bu yol hakkında bilgimiz var mı? Bunun cevabı o özel kutuya yerleştirdiğimiz Mushaf da gizli. Orada ilahi yol uyarıları vardı ve kurala uyulmaması durumunda bize yol kazası olarak dönecek uyarılar. ve şu an yaşadığımız “yol kazalarının” tamamı O uyarıları dikkate almamamızdan kaynaklıdır. Yetiştirdiğimiz ağaçlar meyve vermiyorsa, insanlar birbirine güvenmiyorsa, yeryüzünün hakirleri isek o yol levhalarını ya okumuyor ya da yanlış okumamızdan kaynaklıdır. Eğer “alkollü” araç kullanırsanız “yol kazası” yaparsınız, canınız yanar, yok eğer sizin canınız yanmaz da böyle bir miras bırakırsanız çocuğunuz kaza yapar ,hem canınız hem de yüreğiniz yanar. Yol da ayık; “aklı örtülü” olmamak esastır.
Peki, Fatihayla açtığımız bu yol neden kapalı, mürekkep zirveye ulaştı da insan bu Kaynağa ihtiyacı yok mu zannediyor.
“İşte kendisi hakkında hiçbir kuşkuya yer olmayan bu ilahi kelam, takva sahipleri için bir hidayet rehberidir”(2/2)
“yeryüzünde bulunan ağaçlar kalem olsa, yedi denizle desteklenen bir deniz de mürekkep olsa, yine de Kelimetullah yazmakla bitmezdi. Doğrusu Allah güçlüdür; hikmet sahibidir” (31/27)
Kelimetullah; El-kitap, insan, arz, sema, kâinat… Bildiklerimiz, bilmediklerimiz ve gelecek kuşakların bilecekleri ve hiçbir zaman bilemeyeceklerimiz…

Selam ve dua ile
Mehmet Şerif Yeniay

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. Hüseyin GÖKÇE diyor ki:

    Müslümanların ders çıkartması gereken bir yazı kaleme alınmış.Yazarın ellerine sağlık,Rabbim bundan böyle hepimizin yolunu sırati müstakim yolundan eylesin,Memleketimizin üzerine çöreklenmiş iç ve dış oyunların son bulması,Müslümanların birliğiyle olur,temennisiyle Selam ve dua ile.

    1. Mehmet Şerif Yeniay diyor ki:

      Amin. Allah razı olsun.

YORUM YAZ
hack 2018 cpanel alma cavdar59 sunucu root işlemi portsuz backconnect olma litespeed c1 bypass method cavdar599 litespeed config okuma cavdar59 hacklink shell script