STANFORD HAPİSHANE DENEYİ

Mehmet Şerif YENİAY
Mehmet Şerif YENİAY
  • 23.03.2020
  • 561 kez okundu

msyeniay

 

22.03.2020

STANFORD HAPİSHANE DENEYİ

Son günlerde gündemimize giren Korona virüs dolayısıyla tüm dünyada bir panik ve gelecek kaygısı ortaya çıktı. Virüsün ölümcül olduğu bir gerçek, daha önce küresel ölçekte yaşanmış salgın hastalıklarla kıyaslandığında; tarihte çok daha büyük ölümcül salgınlar yaşanmış fakat bu virüs yayılma hızı ve ölçek itibariyle tarihte bir ilk, uzmanların dediğine göre bu hızla yayılan başka bir virüs yok…

Henüz bu salgın hastalık üzerindeki esrar perdesi tam aralanamadığı için yarını, yarınları kestirmek de güç, bu da toplum sağlığını olumsuz etkilediği gibi psikolojisini de ciddi manada bozuyor.

Tam da makro kosmoz, mikro kosmozda yakaladığımız başarının sarhoşluğunu yaşarken böyle bir durumda çaresiz kalabiliyor insan.

Temennimiz bir an önce bu hastalığa bir deva bulunması.

Sadece bu tür durumlarda değil genel olarak insanın çaresizliğinin farkında olması gerekiyor.

Bu farkındalık ne işe yarayacak diyebilirsiniz, bu bir dengedir. İnsan tabiatı gereği “tuğyana”(azgınlık) yatkındır bu bilinç onun “hududunu” belirler, yazının başlığı da zaten haddini hududunu bilmeyle alakalı bir başlık…

Bakınız, tabiat bu minval üzere hareket eder, hiçbir bitki ve dahi canlılar yarınından emin hareket etmez, çünkü yarının ne getireceği bilinemediğinden kurak zamanlarda büyümeyi durdurur, dane oluşumunu tamamlar.

Hayvanlaryılda kaç batın yavru yapacağını bu hesaplayaparlar…Bu hesapları insan gibi yapmazlar elbet, davranışlarının stabil olmaması onlarda da davranışlarına yön veren denetim mekanizması bir “genetik koda” sahip olduklarını gösteriyor…

Teknolojinin getirdiği refah ile “modern insan” bu manada gelecek kaygısını çok taşımaz, misal; eski tarıma dayalı toplumlar için rahmet kavramı yağmuru ifade ederken günümüz insanı için yağmur çok bir şey ifade etmeyebilir, o nedenle nimet kavramı ekmeğini topraktan kazan ile bir kentli için aynı şeyleri çağrıştırmaz. Kasaptan alınan et ile bir dilim ekmek farksızdır onun için, manavdan aldığı elma ise cansız bir objeden farksızdır… şayet alacak maddi imkanı varsa her şeye zahmetsizsahip olabilmektedir.

Nimet dediğimiz şeyler canlılığını yitirince nimetin sahibine olan ihtiyaç da azalır, o sebeple şükür, teşekkür kavramı da ortadan kalkar.

Yine, nimetin canlılığı ortadan kalkınca bu nimete ulaşamayan insanları anlamak da ortadan kalkar. Her türlü imkânasahip birinin Afrika da ya da “afrikarızıklı”, “yer döşek, gök yorgan” birini anlama ihtimali ortadan kalkar…

Ta ki çapsız bir virüs ortaya çıkana kadar…

Bu virüs bize unuttuğumuz insanlığımızı da tekrar hatırlattı.

Bu durum ne kadar sürer, ya çok uzun sürerse marketlerde yiyecek içecek bir şey kalmazsa…

Evet, zor bir durum ancak daha doğuştan bu zorlukla tanışan çocuklar var, bizim en yoksul halimiz onların rüyasını süsleyen, kuşlar gibi rızkını günlük bulabilen, yarın için bir danesi olmayan…bunları da hatırlattı…

Bu süreçte toplumların da karakter yapısını görme şansımız oldu. Her günü görmüş olan yurdum insanı “bize bir şey olmaz” rahatlığıyla ve şaşırtıcı derecede tevekkül! anlayışıyla tavrını ortaya koydu, biraz daha bilinçli davranması beklenirdi…

Uygar batı; aslında çok da şaşırmadık, marketlerde yağmayı andıran alışveriş ile tarihin kayıtlarına geçti…

Bu tür; gerek küresel gerekse kısmi ölçekte; doğal afet, salgın, kıtlık vs.görülebilir veyahut ta bireysel olarak böyle bir musibetle karşı karşıya kalınabilir, hayat daha bize ne sürprizler hazırlayacak yaşadıkça göreceğiz.

Bu gün üzerinde duracağımız konu; insanın veya toplumun bu tür zamanlarda nasıl davrandığıyla.

Bir zamanlar Arjantin’de ekonomik sebeplerden ötürü bir yağma ve talan yaşanmıştı, akabinde o yıllarda bizde de benzer bir ekonomik kriz yaşandı ve o günün gazeteleri: “Türkiye Arjantin olur mu” manşetlerini atmışlardı… Çok zorluk yaşadık fakat çok şükür Türkiye Arjantin olmadı.

Dini, dili, ırkı, meşrebi ne olursa olsun insanların aynı davranışı sergilemediği muhakkak. Peki, benzer hadiselere benzer davranış gösterilmemesinin sebebi ne olabilir?

Maksadım burada bir toplumu yüceltip diğerini karalamak değil, misal bir vatandaşımız şu twiti atmıştı: Çinli ev sahibi; ülkenin yaşadığı salgın dolayısıyla eğer maddi sıkıntıdaysa o ayki kirayı almayabileceğini yazmıştı…

Şimdi asıl konuya geleyim.

Stanford Üniversitesi psikiyatri bölümü Profesörü PhlipZimbardo, gücün, kuvvetin, hükmetme yetkisinin insanın eline geçtiğinde onu nasıl kullanabileceği göstermek için bir sosyal deney yapar.

Bunun için Stanford Üniversitesi bodrum katına gerçek bir hapishane yaptırır. Para karşılığı gazete ilanıyla bir grup denek bulunur. Bu deneklerden bir kısmı gardiyan olur bir kısmı da mahkûm.

Siyah güneş gözlüklü ve üniformalı gardiyanlara şiddete kaçmadan sert davranabilecekleri söylenir. Bir ay sürecek olan bu oyunu gardiyanlar ve mahkûmlar anlaşarak bir tatil ve eğlence havasında geçirmek varken inanılmaz şeyler olur.

Mahkumlar tam bir suçlu gibi davranır, gardiyanlar da mahkumları hizaya getirmek ve disiplin sağlamak adına şiddete başvurur, hatta abartılı bir şiddet… Öyle ki bir kısmı ağır travma geçirerek ilk birkaç günde pes eder, bir ay sürmesi planlanan bu deney iki haftada sonlandırılır…

Deney sonunda gardiyanlar nasıl bu kadar şiddet uygulayabildiklerine kendileri bile inanamaz. DrPhlipZimbadro, eline güç geçtiğinde yani kontrolsüz güç olduğunda çok az insan hariç, herkesin zülüm edeceğini ispatlamış olur…

Yukarıda toplumların muarız zamanlarda farklı davrandıklarından, topumun da insan karakteri gibi karakteri olduğundan, aynı olgulara farklı refleksler geliştirdiklerinden bahsettik. Bunun sebebini ve cevabını elbette ki toplum mühendisleri ve sosyologlar verecektir ancak ben çalıştığım yerden birkaç kelam edeyim.

Son zamanlarda batıya bir hayli övgü yapan arkadaşlara; ne zaman, bakın bizde daha iyisi var diyecek olsak lafı ağzımızda koyup ama Müslümanlar şöyle Müslümanlar böyle diye örnekler veriyorlar.

Verdikleri örneklerde haklılık payları var ancak bir şeyi göz ardı ediyorlar. Pratik/reel örneğin geçerliliği olmayabilir. Ne mi demek istiyorum, belgesiz ve delilsiz bir yaşamın örnekliği olmaz. Onun adı gelenek olur, keyfi uygulama olur, cehaletolur…bunun da savunuculuğu bana düşmez.

Yukarıda hapishane örneğinde gördük, insan yetki eline geçince “azıyor/tuğyan”.

Başka bir şey olmalı, hiçbir icbar sebep yokken iyi davranabilen insanlar olmalı… Bunu nasıl sağlayacağız, eğer imkânsız diyorsanız dükkânı kapatıp gidelim…

Toplum yasalarla ayakta durur, bu evrensel bir ilkedir, peki yasaların/baskının/ kolluk kuvetlerinin yetersiz kaldığı durumlarda ne yapacağız?

Yasalar olmadan da insanlar ilkeli davranabilmeli, davranabilir de hatta yasal haklarından bile vazgeçebilir yani her insana bir yargıç/kolluk kuvveti veremezsiniz ancak her insanın içine bir yargıç bırakabilirsiniz, lafı uzatmadan; bu yargıca İslam literatüründe “Takva”(sorumluluk bilinci) diyoruz.

Kişinin Müslüman oldum(İslam oldum) demesi yetmez aynı zamanda müttaki olması da gerekir.

Maalesef bir çok Kuran kavramı gibi bu kavram da dezenformasyona uğramış takva sahibi olmak “sofistike” olmak şeklinde anlaşılmıştır.

Veka sözcüğünden türeyen takva: bir şeyi korumak himaye temek, bir tehlikeye karşı korumaya almak, zararlı şey ile korunacak şey arasına engel koymak… korunan kişiye de “müttaki”(sorumluluk bilincine sahip kişi) denir.

Biliyorum bu konu buraya sığmaz ancak birkaç örnekle yetinelim. Kuran’da tam 258 yerde geçen takva bakın ne tavsiye ediyor.  Kuran nasıl bir insan tipolojisi çiziyor, nasıl bir toplum oluşturmayı hedefliyor.

Bakınız, bu insanı oluşturmadığımız sürece ne sağlıklı bir İslam’dan ne de toplum barışından söz etmek mümkün değil, PhilipsZimbardo’nun dediği gibi insan gücü eline geçirdiğinde zülmetmeye devam edecektir.

“Siz ne hayır yaparsanız, Allah onu bilir. Bir de azık edininiz. Şüphesiz ki, azığın en hayırlısı, takvadır. Ey akıl sahibleri; Ben’den korkun.”(Bakara 197)

Ayetlerin bu özelliğine “mesani”diyoruz, mesani; ikişerli, ikiz anlamlı demek. Dünyadan azığını unutma, azığın da en hayırlısı takvadır, azık müttakinin elinde rahmete/zalimin elinde zülmedönüşür…Bu ayet, üzerine konuşulacak ayet değil üzerine düşünülecek/ tefekkür edilecek bir ayet…

“Şu halde, ne kadar gücünüz yetiyorsa Allah’a karşı o kadar sorumlu davranın: hem (O’nu) dinleyin, hem (O’na) itaat edin! Ve kendi hayrınıza olmak üzere infak edin! Kim kişiliğinin (zaafı olan) açgözlülükten (infak ile) korunursa, ebedi kurtuluşa nail olanlar işte onlardır.” (Teğabun 16)

Bırakınız başkasına ait olan bir şeyi almayı, kendinizden, öz kazancınızdan harcayın diyen bir “üst emir”. Korunmanın/takvanın yolu infaktır/ Toplum barışının yolu da korunmaktır…

Takva ile yağma arasında nasıl bir bağ kurdun diyenler olabilir,“korumayan korunamaz”, bunun ilahi öğreti içinde, yaşamın hiçbir yerinden bağımsız olduğunu düşünmüyorum.

…Bu salgın ile gündemimize karaborsacılık bir Müslüman’a yakışır mı muhabbeti başladı. “namaz beş vakit, ahlak yirmi dört saat farz”. Bu söz özgün olarak tabi ki doğrudur ancak şu yanlışı düzeltmemiz lazım. Birincisi kim bir anket yapmış da hangi eylemi yapan akabinde başka bir eylemi de yapmış, emin olun kişi ikisinden de mahrumdur. İkinci yanlış; sanki “kitaptan nasibini almış” bir toplum var da sorgulamayı oradan yapıyoruz, bir eylemin hesabını soruyoruz… Emin olun bir eylem birçok eylemin de habercisidir aslında. Bazı eylemler var ki kişinin din, dünya hakkındaki düşüncesini açığa verir. Alev Alatlı’nın dediği gibi:

“cami duvarını kirleten kişinin tek sorunu bevliye değildir, onun beyninin sol lobunda tarih şuuru, toplum şuuru, din şuuru…nakıstır…”

Toparlayayım, farkındayım uzattım.

Öncelikle ahirete ısmarlanan din algısından vaz geçelim. Dünyayı ıslah etmeyen din,dünyayı korumayan din ahireti de ıslah etmez. Ahiret; dünyayı yaşanılır kılanlar için verilecek karşılık/ceza/ödüldür.

Kendi hukukunu ve başkasının hukukunu koruyanlara da “müttaki”(sorumluluk bilincine sahip kişi) denir, müttakilere deva’dedilen konaklama yerinin adı cennettir.

Bu kolay mıdır, elbette kolay değildir. Bunun için Kur’an buna “ sarp yokuş” demiştir.

“Ama O sarp yokuşa göğüs geremedi”

“Bilir misin Sarp yokuş(akabe) nedir”

“o geçit, bir köle ve esir azat etmek”

“Yahut, açlık gününde,

yakını olan bir öksüzü,

yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır”

Sarp yokuşu geçecek bir insan ve dahi toplum oluşturulamadığı sürece dünya barışından, dünyanın barış yurdu olmasından da söz edemeyiz.

Eve dönüş zamanı geldi…

Huzur ve barış dolu yarınlar temennisiyle kalın sağlıcakla.

 

Mehmet Şerif Yeniay

 

 

 

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
hack 2018 cpanel alma cavdar59 sunucu root işlemi portsuz backconnect olma litespeed c1 bypass method cavdar599 litespeed config okuma cavdar59 hacklink shell script