…….YAKLAŞAN TEHLİKE DEİZM……

Mehmet Şerif YENİAY
Mehmet Şerif YENİAY
  • 05.04.2018
  • 400 kez okundu

msyeniay

YAKLAŞAN TEHLİKE DEİZM

Hiçbir şey sebep ve sonuçsuz olmaz, sebepsizlik eşyanın tabiatına aykırıdır. Hele konuşulan şey insanın tabiatını ilgilendiriyor ise sebepler daha da elzemdir çünkü canlılar arasında dönüşüme değişime en açık varlık insandır.

Konumuz olan Deizmi de salt bir sorun olarak değil sebepler ve sonuçlar açısından değerlendirmek ve ona götüren faktörlerle birlikte ele almak lazım.

Deizm, ve dahi Ateizm ilk önce Hristiyan dünyasında ortaya  çıktı.

Ateizm özellikle baskıcı kilise ve tanrı merkezli insan uygulamalarına tepki olarak doğdu. Bilim adamlarıyla din adamları kabuller noktasında karşı karşıya geldi. Bilim; şüphe ve sorgulama referanslı, dini otorite ise “LA YUSEL” (sorgulanamaz) olduğundan bu iki anlayış arasında çatışma kaçınılmazdı ve öyle oldu. Bu çatışmada pek çok bilim adamı dini kabullere ters düştüğü için giyotinden kurtulamadı. Kısaca Antropomorfik(insan biçimcil tanrı) tanrı anlayışı ve uygulamalarına karşı tepki olarak ateizm ve deizm doğdu.

Ateizm sürdürülebilir bir anlayış değildi. Çünkü evren, kâinat, makro kozmos, mikro kozmos, kısaca varlığın olduğu her yerde “ŞEY”(külli şey) vardı. Hem de mükemmel bir şey, inanan inanmayan hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir düzen, uyum, mükemmellik yani “GÖRÜNMEZ BİR AKIL” vardı.

“BU GÖRÜNMEZ AKLI” tarifte zorlananlar çıkış yolu olarak Pantezim’e sarıldılar. Yani panteizme göre “doğa tanrıydı” bu kadar uyum mükemmellik bir“şeylerin tasarımcısı tarafından”yani bir tanrı tarafından olmalıydı ve o “tanrı”da bizatihi doğanın kendisidir! …

  • Deizm nedir?

Bir yaratıcının varlığına inanıp tüm dinleri ret etme. Kısacası deizmi dinsizlik diye tarif edebiliriz.

Öncelikle şu soruyu sormalıyız, Deizmi ortaya çıkaran sebepler nelerdir?Bu bir doğal süreç midir, yoksa bir etki-tepki midir?

Bunun birden fazla sebebi olabilir ancak biz dilimiz döndüğü kadar ifade etmeye çalışalım.

Öncelikle bu bir kaçıştır. Altından kalkamayacağını düşündüğü bir yükümlülük karşısında “FİRAR” etmek… Özellikle bunun altını çizmek isterim.

Bir insan neden “firar” eder, ya da deist olur.

Bunun dört sebebi olabilir.

-sebepsiz inkâr(sebepsiz görünen)

– yük(ümlülük) hakikaten “taşınamayacak kadar ağır”

– bu yük “taşınmayı hak etmeyecek kadar değersiz”!

– onu yaşam alanına karşı bir tehdit olarak, özgürlük kısıtlaması…Olarak görüyor olabilir.

Bu maddelere birazdan değineceğiz ancak ne oldu da şu ana kadar daha çok Hristiyan dünyasının sorunu olan bu mevzu gündemimize oturdu.Bunu tamamen bu gün ortaya çıkmış bir sorun olarak lanse etmek doğru olmaz tarihte bunun örnekleri vardır(irtidat) ancak bu boyutta tehlike arz etmesi günümüz sorunudur.

Öncelikle şunun altını özellikle çizmek isterim deizmin bu kadar yaygınlaşma sebebi öncelikle seküler yaşam ve dahi bilişim ve iletişim teknolojilerinin yaygınlaşması. Hemen akla şu soru gelebilir teknoloji bilişim neden bir olumsuzluğa sebep olsun. Elbette ki asıl sorun bu olamaz, bilişim-iletişimin asıl amacı yaymaktır o nedenle sorun olan yayılacak şeydir, önceden var olan sorunlar “karantina altında” yaşıyordu bilişim bu karantinayı ortadan kaldırdı, maalesef bu hazırlıksız yakalanılmış bir durumdu. Hazırlıksız olduğu için sonuçları itibariyle de kontrolsüzdü, çünkü bilişim öncesi yapılar kapalı devre çalışıyordu.

Eğer İslam dünyası karantinaya gidecek sorunlarını kendi içinde aşabilirse, dışında ki sorunlar ne kadar büyük olursa olsun, bu aleyhte görünen durum lehe dönecektir.

Halkın genel yapısı itibariyle bu mevzulara bakışı sorgulanacak olursa, çoğunluğun bu tür konularla ilgilenmediği, ilgi alanının kısıtlı bir takım ritüellerle sınırlı olduğu görülür, bu nedenle elinin altında bir kaynak, kayıt dahi bulundurmaz. Bu mevzularla ilgilenen insanlar, gruplar ise kapalı devre çalıştığından  fikir ve mahremiyetlerini “sırlarını” kendi içinde muhafaza ederler.

Bilişim teknolojisiyle birlikte artık sır diyebileceğiniz bir fikir düşünce kalmadı, yani “ipliğiniz pazara çıktı” artık bilgiye(bilgi çöplüğüne) ulaşmak bir tık mesafede. Evinde bir takım dahi tefsir kitabı olmayan biri, tüm tefsir kitaplarının “sorunlarını-sıkıntılarını” biliyor, onu avazı çıktığı kadar dillendirebiliyor ama sadece ve sadece sorunlarını biliyor, bu hususta hadiselere adeta bir şarkiyatçı(oryantalist) mantığıyla bakıyor.

Diğer taraftan “firarilere” örnek teşkil edecek bir örnek olması bakımından; Takip ettiğim bir sosyal medya grubu verilebilir bu grup sabahtan akşama kadar Dini aşağılayan paylaşımlar yapıyor. Bu adı koyulmamış bir deist topluluğu. Bu grup yukarıda ki saydığım dört unsuru da bünyesinde bulunduruyor:

Seküler yaşamı olabildiğince hıfzetmiş, sindirmiş, “yükü” değersiz görüyor, onu kendine karşı bir tehdit unsuru olarak görüyor, dahası ona saygı da duymuyor. Bunların sebeplerine değineceğiz, onları bu sürece götüren sebepleri konuşacağız, yoksa eleştirilerin tamamı “hastalığa” yapılırsa bu bir çözüm sağlamaz. Hastalığı oluşturan etmenleri ortadan kaldıramadığımız sürece bu her daim nüksedecektir, hatta büyüyerek yayılan bir hızla…

Şimdi yukarıda tespit ettiğimiz etmenlere bir bir değinelim.

Birinci madde sebepsiz inkâr. Bu mümkün değildir aslında, görünür bir sebebe, somut bir şeye dayanmadığı için sebepsizmiş gibi görünüz. Sekülerleşmenin(dünyevileşme) getirdiği bir sonuçtur. Bu anlık bir olay değildir, süreye yayılan ve “öz” den verilen tavizler sonucu varlığın savunmasız kalmasıdır. Sekülerleşmenin bizde ki kısa ve özlü tarifi Hz Aliye(Hz Ömer de olabilir) atfedilen şu sözdür.

“inandığınız gibi yaşamazsanız yaşadığınız gibi inanırsınız”

Sebepsiz görünen inkarın asıl sebebi sekülerizm dir. Dünyevileşme zayıflayan bedenin süreç içinde tamamen iradesini kaybetmesidir. Bu bir kültür çözülmesidir aslında, hakim kültürün(baskın) etkisiz(çekinik) kültüre galip gelmesi. Aslında deizm neden bu gün hortladı sorusunun da bir cevabı niteliğinde. Burada hakim kültür kim olmalı sorusunu da sormalıyız, hakim kültürün bizde ki cevabı elbette ki tartışmasız bellidir, öyleyse bir yerde sorun var demektir.

Çözülmeninbirinci sebebi verilen tavizlerdir. Tavizler öyle bir noktaya gelir ki kişiyi besleyen kökler ile gövde arasında bir bağ kalmaz ve kopuş kaçınılmaz olur. Kısa bir örnek olsun diye: günlük yapılan görevler(ibadet) aksatılırsa bir süre sonra haftalık göreve, sonra aylık ve yıllık göreve daha sonra da görevsizliğe götürür, hayat görevsizliği kabul etmediğine göre size başka görevler cazip gelebilir ve yeni görevinizde gönüllü görev elçisi olabilirsizin. Bu karbon monoksit zehirlenmesi kadar acısız ve tatlı bir uyku(ölüm) getirebilir.

Sebepsiz inkara götüren sebeplere bir örnek de modernite verilebilir ancak modernite salt bir sorun olmaktan ziyade hakim kültürün etkili bir propoganda(tebliğ) aracı olduğundan onu kendi misyonuna(misyonerliğine) uygun olarak kullandığı bir itici güç görevi görür.

Baskın kültürün diğer kültürleri etkileme sebebi onun elzem ve iyi oluşundan diğerinin de kötü oluşundan değil, onun etkili bir propaganda yöntemiyle değersiz, habis bir şeyi size faziletmiş gibi sunuşundandır.

Mesela kan ve gözyaşından beslenen bir anlayış bu yönünü gizlemek için ürettiği dünya starlarıyla sevimli bir dünya düzeni kurduğu yalanına yığınları inandırabilir, şu an yaşanan biraz da buna benziyor.

Bunun bir illüzyon, yanılgı olduğunu anlamak ve anlatmak o propaganda karşısındaki gücünüze bağlıdır.

(sizleri sıkmamak adına devamını haftaya bırakalım inş.)

 

 

Mehmet Şerif Yeniay

 

 

 

 

 

 

 

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ